-"Allah Allah Bir Allah Rahmetini ver Allah"
BİR YAĞMUR DUASI ANISI


  Yıl 1962 Senesi idi. Bahar geçmiş yaz ayları gelmişti. Uzun zamandır
yağmur yağmıyordu. Herkeste bir telaş, bir telaş sormayın gitsin.
Camiden çıkanlarda bakkalın önünde oturanlarda, ortalıkta dolananlarda her-
keste bir telaş.
 
-"Ne olacak bu kuraklık valla şu kadar gündür damla düşmedi.

- " Ne yapacağız?"

  Kadınlarda da aynı telaş iki,üç kadın bir araya gelince aynı konu.

-"A Döndü abla salatalık diktiydim valla bir tane yemeden gazal olmuş."

-"Bende fide diktim boynunu bükü vermiş"

- "O Tesbiyre abla nerden geliyon?

- "Bostandan geliyorumda herşey kurumuş bostan bozmuş gibi daha su
nöbedi haftaya Salı kimden su alacan herkesin bostanı aynı ne yaparız?
-Hatip Emmi ne olacak bu kuraklık?
Hatip emmi de hazır cevap.

- "Abdest almazsınız namaz kılmasınız tabi yağmur yağmaz"

- "A emmi valla kılıyoz."

- " Kocalarınıza söylende Rahmet duasına çıkalım olumu?

    Bu konuşmalar böyle devam eder gider…

   Biz çocuklar için yağmur yağmış,yağmamış hiç aklımızda değil.
Çünkü sığır otlatmaya gidince; hayvanlar öğlen olmadan bir cız tutuyor
doğru getir koy dama, ta ikindiye kadar iki saat daha güt gel köye.
Hava sıcakmış mühimi? Köyün oluğuna iki üç kere atladınmı serinlersin. O da
mı olmadı? Göllere git. Hele kafa dengi üç veya dört kişi buldun mu doğru Hanafa
soğuk suya iki ,üç kere atındın mı senden iyisi yok.Bu böyle günlerce devam
ediyordu.

Bir sabah uyandığımda herkeste bir telaş sormayın gitsin. Herkes yağmur duasına gidiyor.
Tabiki ben ne yağmur duasını biliyorum nede nereye gideceğimi.
Amıca çocukları,aynı akran olanlar birlikte  yola koyulduk.

-Nereye gidiyoruz?

-Erenlere.

Düştük yollara ,hem konuşuyoruz hem gidiyoruz.
Hanaf var ya onun üst tarafı yok dere yola girmeden oradaki düzlük.
Yollar insan kaynıyor. Herkes oraya gidiyor ama biz onu bile düşünmüyoruz.
Yaşlılıktan beli iki büklüm olmuş nenenin biri

- "Ah genç olmak varmış baksana çoçuklar seyidip gidiyo" diyordu.

Bazıları at veya eşekler ile gidiyorlar ama herkeste bir telaşe olduğu belli oluyordu.
Sonunda Erenlere vardık.

-Aman  Allah'ım bu da ne?

Yer, gök insan kaynıyor. Daha hala da gelenler var. Ben kaybolurum diye hiç amca
çocuklarından ayrılmıyorum.

  Bir yanda sakallı sakalı büyüklerkara çamın altına oturmuşla.r Diğer tarafta Kadınlar
harıl, harıl kazan kurup keşkek kaynatıyorlar.

-"Aman gız altına sarmasın. Aman altı sönmesin" H ızlı bir telaş içindeler.
O sakallı sakallı büyükler önlerinde sayılı fındık büyüklüğündeki taşları
okuyup ,okuyup bir çuvala atıyorlar.Diğer bir taraftan da orta yaşlı olanlar da
az aşağıdaki deredeki suyun önünü kazma ve kürek yardımı ile koca koca
taşlarla kesiyorlar.Daha doğrusu herkes üzerine düşeni eksiksiz yerine getiriyor.
Çoçuk her yerde çoçuk tabii bizde.Bir keşkek kaynatan kadınların yanına gidiyoruz.


-"Aman buradan uzak durun kazana düşersiniz. aman gözünüze duman kaçar"
diye bizleri o bölgeden uzak tutuyorlar o taşları okuyan yaşlıların yanına gittiğimizde ise;

-"Buradan uzaklaşın sakallılar size  kızarlar" diye uyarıp derenin kenarına yolluyorlar.
Derede suyu kapatanların yanına vardığımızda onlarda bize

-"Gelin uşaklar burayı size yapıyoruz.Burada yıkanacaksınız." diyorlar.

Her nereye varsam bir tanıdık çıkıyor. Artık kaybolma korkumda geçti.
Ben Karabük'te kaldığım için kalabalık gördüm ama böyle mahşeri bir
kalabalık ilk defa görüyordum.

Nihayet keşkekler, pilavlar pişti. Herkes öbek ,öbek bir yerlere dağıldı.
Yaşlılar bir yere, orta yaşlılar bir yere,çoçuklar bir yere, kadınlar da kazanların başında.

-"İşi olmayanlarda otursun" diyorlardı. Birbirlerine

-"Sen ye sen otur hadi"  diye teklifler ederlerken arada birde

-"Çoçuklara bakın, çoçuklara" diye  keşkek ve pilav getiriyorlar. O telaşeden ne yeyip
yemediğimi inanın hatırlamıyorum.

   Sonunda yemekler yenildi. O okunacak taşlar okundu. Herkes o sakallı sakallı büyüklerin
karşısında toplandı. Onlardan ancak iki veya üçünü  çok yakından tanıyordum.
Biri Dedem Hakkı Çavuş diğer ikisi  Hatıp Emmi,Topal Hatıp.
Oradaki yaşlılar  birbirlerine bakarak dua yı yap diye teklif ediyorlardı.
Sonradan öğrendiğim kadarı ile içlerinden birisi  Kastamonu Müftüsüymüş.Sakallılardan biri

-"Burada Ali Molla varken bana dua etmek düşmez" dedi ve Ali Molla duaya başladı.

   O güne kadar hiç yağmur duasında bulunmamıştım.O gün orada ellerin semaya değil
yere doğru açılıyor olduğunu görmek beni iyice şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı.
Ali molla ince ve tiz sesi ile dua okuyor ve bizlerde yüksek bir sesle amin diyorduk.
Tam öyle bir dalmıştım ki ağlamlı keskin ve tiz bir sesle

-"Yarabbi beni bu cemaatin önünde ne kadar mahcup edeceksin ver artık şu rahmetini
vermesen gitmiyorum"  dediğini hatırlıyorum.

  Kara Mesut  Amca o okunan taşları besmele çekerek sırtına yüklendi iri yarı cüssesi ile
bir veya iki yarım taşı sırtına aldı ve

-"Her evin ilk erkek çoçuğu gelsin." dedi
O önde çoçuklar etrafında
                                                                                  diyerek dere yolu tutuldu. Mesut amca
omzundan arı o taşları suya dökmesi ile ilk erkek çoçuklarının suya atlaması
bir oldu. Burada bir kural daha varmış onu da yıllar sonra öğrendim.(O taşları
suya hiç harama kuşak çözmemiş biri tarafından dökülürmüş)
Derenin önündeki bent hem su birikimin fazlalığı hem de çocukların atlaması ile
kısa bir süre de yıkıldı,suda azaldı. Tam artık bütün çocuklar girsin dendi ki
yukarıdan bir rahmet bir rahmet  sormayın gitsin.
Toplanan insanların  kimi ağaçlarınaltına, kimi yollara düştü, kimi de tepsileri şemsiye niyetine kullanıyordu.
Biz çocuklar ise koşmaya başladık.Yukarıoba'ya   geldiğimizde tamamen ıslanmıştık.Az durup dinlendik sonra  tekrar topukladık. Köye geldiğimizde ıslanmadık tek bir kuru yerimiz yoktu. Yine sonradan öğrendiğim bir şeyde dua eden Amıcam imiş.O nu Dedem Hakkı Çavuşun elini öperken gördüm ve anneme
-"Hem dua etti hem de Dedem Hakkı çavuşun elini öptü anne dedim." O da
-"Tabi öper oğlum Abisi oluyor.Yaşları ve mevkileri ne olursa olsun kardeş abisinin elini öper  " dedi.

YÜCE MEVLAM BİRDAHA YAĞMUR DUASI YAŞATMASIN ŞU MİLLETE...

                                                                                                                       HAKKI  SÖZEN

Hayatında ilk ve son kez katıldığı yağmur duası ile ilgili anısını bizlerle paylaşan değerli köylümüz
Hakkı Sözen Bey'e ve oğlu Berat'a teşekkür ediyoruz.