ŞİİRLER
               ADAM GİBİ

Ben seni hic sevmedim ki,
Yorgun aksamlarda söyledigimiz sarkilari sevdim.
Bir cicege gülmeni, bir güle benzemeni sevdim.
Bir de yildizlari sevdim,
Eylül aksamlarinda gelip gözlerinde durdular.
Ben seni hic sevmedim ki...
Beni yola koydugunda ayrilmayi sevdim,
Kursunlari sevdim beni vurdugunda.
Aglamayi sevdim unuttugunda.
Yalniz oldugumu anladigimda
Ayakta kalmami sevdim...
Yikilmami sevdim seni her hatirladigimda...
Ekmegi sever gibi sevdim sensizligi.
Su gibi özledim temmuz günesinde sesini.
Ikindide yagmur gibi,
Geceleyin rüzgar gibi sevdim seni sevdigimi.
Ben seni hic sevmedim ki...
Kuslara sarkilar ögretmeni sevdim
Menekseyle konusmani,
Nisani hatirlatmani,
Baharin bir adinin da yalnizlik olmadigini.
Düstügüm zaman kanayan yanlarimi,
Ve tuhafligimi üsüdügüm zaman.
Sakiz satan cocuklari,
Yeni cikan sarkilari,
Her kaybettiginde kazanan yanlarini sevdim...
Denize düsmüs gül gibi düstüm atese
Ben yangini sevdim.
Yandigim zaman böyle iste
Ben seni hic sevmedim ki...
Bir gece bir ceylan indi dagdan kalbine,
Bir gece bir siir gibi kibrit alevinde,
Alemin ortasinda, kimsesizligin sesinde.
Bugusunda sabahin,
Acimasizliginda bir ahin,
Aglayan yüzünde Isa'nin,
Ferahlatan gücüyle duanin,
Korkutan yaniyla narin...
Incirin, zeytinin ve kalbin üstüne,
Gülün üstüne,
Tutundugum umudun üstüne,
Korkunun üstüne,
Senin üstüne,
Hepsinin üstüne,
Hep senin üstüne,
Ben seni hic sevmedim ki...
Gittigin zaman,
Gitmeni sevdim.
Evreni sevdim geldigin zaman
Kalmani sevmedim...
Korkuyordum sana alismaktan.
Yine de sevdim gülümsemeyi,
Mendilimi sallarken seni götüren trenin arkasindan.
Kirlara ilk kar düstügü zaman,
Ölümünün ne güzel oldugunu sevdim,
Seni icimde öldürdügüm zaman...
Ben seni hic sevmedim ki.
Yorgun aksamlarda söyledigimiz sarkilari sevdim.
Bir cicege gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
Bir de yildizlari sevdim,
Eylül aksamlarinda gelip gözlerinde durdular...
Ben seni hic sevmedim ki,
Kuslara sarkilar ögretmeni sevdim.
Menekseyle konusmani, nisana hatirlatmani,
Baharin bir adinin da yalnizlik olmaligini.
Düstügüm zaman kanayan yanlarimi,
Ve tuhafligimi üsüdügüm zaman.
Sakiz satan cocuklari, yeni cikan sarkilari,
Her kaybettiginde kazanan yanlarini sevdim.
Denize düsmüs gül gibi düstüm atese,
Ben yangini sevdim,
Yandigim zaman böyle iste...
Ben seni hic sevmedim ki.
Ben sevdim mi,
Adam gibi severim...

                                Tayfun BICAK



            AH ULAN RIZA
Neden hala gelmedi ..
yoksa..
Saatimi sasirdi bu hiyar?
Gerci hic saati olmadi ama en azindan
birisine sorar ...
Cebimde bir lira desen yok!
Madara olduk meyhaneye
Ah esek kafam benim ..
Nasilda güvendim bu hergeleye !..
Gelse baliga cikacak dik ,
Ne cekersek kizartip birayla yutacak dik
Kafamiz tam olunca sarkilar döktürüp
Enteresan hayallere dalacaktik...
Bu sandali geçen hafta denk getirip
Calintidan düsürdük...
Arkadaslar israr etti,
Biz de, iyi olur, bize uyar diye düsündük...
Saat sekizde gelecek di,
Bana birkac milyon borc verecek di
Yoksa o nemrut karisi kacti da
Onun pesinden mi gitti?
Eger öyleyse yandik,
Gudubet gene yapti yapacagini!..
Gecen senede merdivenden itip
Kirmisti Riza' nin bacagini...
Kadinda boy su kadar;
Kalca firildak, göz patlak, kafa catlak!..
Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
Ya horlarken Riza' yi bogacak...
Bak simdi acidim, ask olsun adama...
Ben olsam vallahi bas edemem!..
Hele bes tane velet var ki boy boy,
Allah'tan düsmanima dilemem!..
Aslinda iyi cocuktur Riza, efendi huyludur,
Herkesin suyuna gider...
Yoksa kaliba vursan hani,
Tek basina on tane adam eder
Bir keresinde, hiç unutmam
Üc-bes zibidi haraca dadandi;
Riza sandalyeyi kaptigi gibi
Herifleri hastaneye kadar kovaladi!..
Ayni mahallede büyüdük, ayni kizlari sevdik,
Ayni kafadaydik...
Orta ikiden biraktik, matematik agir geliyordu,
Biz baska havadaydik...
Ayni gömlegi giyer, ayni sigaraya takilir,
Ayni takimi tutardik...
Fener' in her macinda iddialasip
Millete az mi yemek ismarladik!..
Bir tek askerde ayrildik
Bana Bornova düstü, ona Gelibolu...
Döner dönmez evlendirdiler
En büyük salakligi da bu oldu!..
Bense hic düsünmedim zaten paramda yoktu
Hep tek tabanca gezdim
Benim begendigimi anam istemedi,
Onun gösterdigini ben sevmedim!..
Neyse bunlar derin mevzu...
Anlasildi bu herif artik gelmeyecek...
Ufaktan yol alayim
Anam evde yalniz, simdi merakindan ölecek!..
Gittim vurup kafayi yattim,
Rüyamda gördüm gülümseyerek geldigini...
Ne bilirdim, yolda kamyon çarpip
Hastaneye kavusamadan can verdigini!..
Vay be Riza!..
Sonunda sende düsüp gittin Azrail in pesine !..
Dün bosuna günahini almisim,
Ne olur kizma bu kardesine...
Öglen kahvede söylediler, Riza öldü, dediler
Ne kolay söylediler!..
Sanki dev bir tas ocagini
Kökünden dinamitleyip
Üstüme devirdiler!..
Ah dostum ...
o kocaman gövdene
O beyaz kefeni nasil kiyip giydirdiler?
O zalim tabutun tahtalarini
Senin üstüne nasil böyle civilediler?
Yani sen simdi gittin, yani yoksun, yani
Bir daha olmayacak misin?
Yani bir daha borç vermeyecek,
Bir daha bira ismarlamayacak misin?
Peki beni kim kizdiracak,
Kim zar tutacak, kim agzini sapirdatacak?
Peki beni bu köhne dünyada
Senin anladigin kadar kim anlayacak?
Ulan Riza...
ne hayallerimiz vardi oysa,
Ne acayip seyler yapacakdik
Totoyu bulunca dükkan açacak,
Adini dostlar meyhanesi koyacaktik...
Talih yüzümüze gülecekti be,
Kariyi bosayip sifir mersedes alacaktik
Hafta sonu iki yavru kapip
Bogaz yolunda fiyaka atacaktik!..
Ah ulan Riza...
Bu mahallenin nesini begenmedin de öte yere tasindin?
Arasira giciklasirdin ama inan ki,
Benim en kral arkadasimdin!..
Ah ulan Riza...
Ben simdi bu koca deryada tek basima ne halt ederim?
Senden ayrilacagimi sanma,
Birkac güne kalmaz bende gelirim!!!

                                          Yusuf HAYALOĞLU


               AKINCILAR

Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik;
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!

Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!
Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kaafilelerle...

Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan.
Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan.

Bir gün dolu dizgin boşanan atlarımızla
Yerden yedi kat arsa kanatlandık o hızla...

Cennette bugün gülleri açmış görürüz de
Hala o kızıl hatıra titre gözümüzde!

Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik;
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!?

                             Yahya Kemal BEYATLI


                   
                   ALDIRMA REİS

Sen icerdeyken ben.. sinemalara gittim
Bütün filmlerini seyrettim, osevdigimiz artistin
Sen icerdeyken ben.. vita kutularinda cicek yetistirdim
Sokakta top oynadim cocuklarla..ayakkabilarimi eskittim
Günese karsi durdum sabahlari..geceleri bir basima yildizlari bekledim
Annenin gönlüne su serptim, aldirma dedim aldirma
Bir sarki söyle bir dilek tut herkes icin..
Bir ada rüzgari gibi.. sürtünerek gec hayata
Bir sarmasik gibi tutun,ve deger ver hatiralara
Aldirma dedim..Sen annesin, aldirma..
Sen icerdeyken ben..kirami ödedim, pijamalarimi giydim
Haber bültenlerini izledim..gazetelerden kupon kestim
Sen icerdeyken ben..Sigara ictim, öksürdüm
Otobüse bindim..fotograflarimiza baktim
Aciyan yanlarimi körelttim..deniz kiyisinda yürüdüm
Manavdan sogan aldim,Yeni cikan sarkilari dinledim
Kafeste besledigimiz kusu saldim..islik caldim
Sen icerdeyken ben.. Hep uyandim, sayikladim
Kanadim boyuna,takvimler aldim
Her gün bir yapragini kopardim..deli ayriligin
Sen icerdeyken ben..Gömlegimi ütüledim
Sobada elimi yaktim..Bir siir yazdim
Bir hercai menekse aldim cicekciden
Hani o alnina kader degmis
Hani o dudaklarina deniz tuzu dokunmus
Hani o erken vurulmus ,gencligimiz gibi dagildim
Sen icerdeyken ben..Bir adini söyleyemedim
Söyle bagira bagira,bir yüzünü göremedim
Görüs günlerinde,bir de eline degemedim
Bir de yüregine,söyle kucaklayamadim bir de
Ölümüne..
Sen icerdeyken ben.. Kapi kapattim, pencere actim
Mutfakta oyalandim,kanepede yattim
Hatta bir yolluk aldim odaya
Cok ta kulak asmadim, cokta koymadi bu bana
Alt tarafi icerdeydin
Alt tarafi bir yanimi alip götürmüstün
Bir yanimi,yani adamligimi
Yani gözlerimin ferini,yani canimi..
Alt tarafi sarkilar ölecekti
Alt tarafi kanayacakti kalbim
Iste sensiz..Iste nefessiz..
Iste kimsesiz bir sesti alt tarafi
Her tarafim..
Yildizlar yine oradaydi oysa yazdiklarim
Gözden kacan o defter yapraklarinda..
Bosver 128..Hayat bir gemi..
Yürüt onu göreyim seni..
Bosver 128A..Bosveriyor ya
Aldirma reis..!!Reis aldirmiyor ya
Bir adini söyleyemedim,söyle bagira bagira
Bir yüzünü göremedim,görüs günlerinde
Bir de eline degemedim,bir de yüregine
Söyle kucaklayamadim bir de
Ölümüne..
Sen icerdeyken ben..Vitrinlerin önünden gectim
Minibüs duraklarinda bekledim
Simitcilerle yarenlik ettim,üstüme bir ceket aldim
El tezgahlarinda kitaplara baktim
Sen icerdeyken ben.. Hic oturup aglamadim
Hic karartmadim umudu,hic bulandirmadim onuru
Öyle dimdik durdum ortada..
Iste burada ulan, iste burada..
Böyle burada,hic yikilmadan..
Hic utanmadan..Ve hic unutmadan..
Sen icerdeyken ben.. Gülen resmimi yaptirdim
Sokaktaki ressama..
Her zaman yaptigim gibi buzdolabini ayagimla kapadim
Parklarin banklarina adini kazidim..
Adini kazidim duvarlara..
Adini, adimin yanina yazdim..
Hic unutmadim, utanmadim
Korkmadim..
Parmaklarimi sIklattim Fidayda'da
Hani vardi ya..
Fidayda'da hanim kizim Fidayda..
Gelip gecen her tren bagirtisinda
Kalkip aynaya baktim sonra..
Sen icerdeyken ben.. Perdeleri hic kapatmadim
Hic bakmadim arkama..
Basini ellerinin arasina alan
Üc-besinin arasinda olmadim
Öyle biraktigin gibi..
Öyle yasadigimiz gibi yasadim
Sen icerdeyken ben..Bir adini söyleyemedim
Söyle bagira bagira,bir yüzünü göremedim
Görüs günlerinde,bir de eline degemedim
Bir de yüregine söyle kucaklayamadim bir de
Ölümüne..
Sen icerdeyken ben…
 
                                          İbrahim SADRİ


                    
           ALLAH'IM

Bu günlerde bir bulut var üstümde,
Bunu dağıtacak yel ver Allah'ım.
Kötülükler bütün benim kastımda,
Üstümden atmağa el ver Allah'ım.

Oğluma terbiye, kızıma iffet,
Milletime refah, yurduma kısmet,
Gençliğime saygı, hocama şefkat,
İhtiyacımız çok, bol ver Allah'ım.

Ağaç gibi meyva versin bağımız,
İyiliğe doğru gitsin çağımız,
Erimesin yürekteki yağımız,
Huzur çanağında bal ver Allah'ım.

Dünyada kalacak dünyanın malı,
Ancak terbiyedir nakışlı halı,
Yeni dizi tutan çocuk misali,
Öz Türkçe konuşan dil ver Allah'ım.

Kendi varlığındır cihan aşkına,
Yarattığın bunca insan aşkına,
Zebur, Tevrat, İncil, Kur'ân aşkına,
İslâm'a gerçekçi yol ver Allah'ım.

Ağladı bacılar, dertli analar,
Çok geline siyah oldu kınalar,
Her şeyi götürsün geçmiş seneler,
Hayırlı, uğurlu yıl ver Allah'ım.

Şeref der ki gönül eylemek için,
Millete muhabbet paylamak için,
Dilimde türkümüz söylemek için,
Sazıma da üç beş tel ver Allah'ım. 

(Gönül Bahçesi, 1990)

                        Şeref TAŞLIOVA



        AYRILIK VAKTİ

Akşamı getiren sesleri dinle
Dinle de gönlümü alıver gitsin
Saçlarımdan tutup kor gözlerinle
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin

Güneşle köye in, beni bırak da
Küçüle, küçüle kaybol ırakta
Su yolu dönerken arkana bak da
Köşede bir lahza kalıver gitsin

Ümidim yılların seline düştü
Saçının en titrek teline düştü
Kuru yaprak gibi eline düştü
İstersen rüzgara salıver gitsin.  

       Necip Fazıl  KISAKÜREK

                   
         BEDAVA

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dişi,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava

        Orhan Veli KANIK

    

     BEKLENEN

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar,
Ne de şeytan bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar

Necip Fazıl  KISAKÜREK

        


      BU VATAN KİMİN

Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır.
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.

Tutuşup kül olan ocaklarından,
Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
Hudutta gaza bayraklarından
Alnına ışıklar vuranlarındır.

Ardına bakmadan yollara düşen
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır.

İleri atılıp sellercesine
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine,
Şu kara toprağa girenlerindir.

Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı yakut olan bu vatan,
Can verme sırrına erenlerindir.

Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil
Topun namlusundan görenlerindir 

              Orhan Şaik GÖKYAY

    


   BULUT MU OLSAM?

Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

     Nazım Hikmet RAN




ÇAĞIRAYIM MEVLAM SENİ

Dağlar ile taşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni
Seherlerde kuşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni

Sular dibinde mâhiyle
Sahralarda âhû ile
Abdal olup yâhû ile
Çağırayım Mevlâm seni

Gök yüzünde İsâ ile
Tûr dağında Mûsâ ile
Elindeki asâ ile
Çağırayım Mevlâm seni

Derdi öküş Eyyûb ile
Gözü yaşlı Ya'kûb ile
Ol Muhammed mahbûb ile
Çağırayım Mevlâm seni

Bilmişim dünya halini
Terk ettim kıyl ü kâlini
Baş açık ayak yalını
Çağırayım Mevlâm seni

Yûnus okur diller ile
Ol kumru bülbüller ile
Hakkı seven kullar ile
Çağırayım Mevlâm seni 


               Yunus Emre

        


       DEDİKODU

Kim söylemiş beni
Süheylâ'ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni'yi öptüğümü,
Yüksekkaldırım'da, güpegündüz?
Melâhat'i almışım da sonra
Alemdar'a gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Gûya bir de Galata'ya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç,
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
Ya o, Muallâ'yı sandala atıp,
Ruhumda Hicranın'ı söyletme hikâyesi

            Orhan Veli KANIK

  
   DOSTA DOĞRU

İçimde uzayan her yol
Çıkar gider dosta doğru
Nergis. ıtır, menekşe, gül
Kokar gider dosta doğru

Zamanım yoğrulur gamla
Birleşir sabah akşamla
Ilık kanım damla damla
Akar gider dosta doğru

Gel bende gör, sen gel beni
Durduramaz engel beni
Görmediğim bir el beni
Çeker gider dosta doğru

Beynim fırın, bağrım tandır
Yanarım hayli zamandır
Sevgim bir yavru ceylandir
Çeker gider dosta doğru

Ne saklarım ne gizlerim
Yalnızca onu özlerim
Tabutta bile gözlerim
Bakar gider dosta doğru

Abdurrahim KARAKOÇ



GÖNÜL GURBET ELE ÇIKMA

Gönül gurbet ele çıkma
Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez

Yöğrüktür bizim atımız
Yardan atlattı zatımız
Gurbet ilde kıymatımız
Ya bilinir ya bilinmez

Bahçemizde nar ağacı
Kimi tatlı kimi acı
Gönüldeki dert ilacı
Ya bulunur ya bulunmaz

Deryalarda olur bahri
Doldur ver içem zehri
Sunam gurbet elin kahrı
Ya çekilir ya çekilmez

Emrah der ki düştüm dile
Bülbül figan eder güle
Güzel sevmek bir sarp kale
Ya alınır ya alınmaz 


           Erzurumlu Emrah



           HİKAYE

Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!

Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!

Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!

Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkiyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!

Benim doğduğum köylerde
Şimal rüzgarları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!

                            Cahit KÜLEBİ

  
  İÇİMİZDEN BİRİ

Eli değnek tutar tutmaz
Çoban oldu.
Sardılar sırtına bazlamayı
On altı yıl güne verdi karnını
On altı yıl koyun güttü kavalsız.
İnsanlardan ağayı tanır
Adını bilmez sorarsan
Hayvanlardan karabaşı.
Günü yetti, bıyığı bitti
Okundu künyesi
Gitti davulsuz, zurnasız

Necip Fazıl KISAKÜREK



   İSTANBUL'U DİNLİYORUM

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalı Çarşı;
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa;
Güvercin dolu avlular.
Çekiç sesleri geliyor doklardan,
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum. 

                       Orhan Veli  KANIK




            

            KARACAAHMET

Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!

Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?

Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...

Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.

Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.

Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.

Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,

Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm;
Ölümde yekpâre an, ne kesiklik, ne bölüm...

Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taşlarda donmuş sükûta sebep?

Kavuklu, başörtülü, fesli, baş acık taşlar;
Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,

Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.

Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.

Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.

Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!   

      
                        Necip Fazıl KISAKÜREK                                                                                                




               KARADUT   

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın oğulum
Günahımsın, vebalimsin

Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın

                    

Sigara paketlerine resmini çizdiğim
Körpe fidanlara adını yazdığım
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sıla kokar, arzu tüter
Ilgıt ılgıt buram buram.
Ben beyzade, kişizade,
Her türlü dertten topyekün azade
Hani şu ekmeği elden suyu gölden.
Durup dururken yorulan
Kibrit çöpü gibi kırılan
Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan
Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan
Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum

Netmiş, neylemiş, nolmuşum
Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.
Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum

Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sensiz bana canım dünya haram olsun 

       
                   Bedri Rahmi EYÜBOĞLU

      


         KARASEVDA

Bir kere sevdaya tutulmaya gör;
Ateşlere yandığının resmidir.
Aşık dediğin, Mecnun misali kör;
Ne bilsin alemde ne mevsimidir.

Dünya bir yana, o hayal bir yana;
Bir meşaledir pervaneyim ona.
Altında bir ömür döne dolana
Ağladığım yer penceresi midir?

Bir köşeye mahzun çekilen için,
Yemekten içmekten kesilen için,
Sensiz uykuyu haram bilen için,
Ayrılık ölümün diğer ismidir. 

            Cahit Sıtkı TARANCI

       


       MEHLİKA SULTAN

Mehlika Sultan'a âşık yedi genç
Gece şehrin kapısından çıktı.
Mehlika Sultan'a aşık yedi genç
Kara sevdalı birer âşıktı.

Bir hayâlet gibi dünya güzeli
Girdiğinden beri rü'yâlarına;
Hepsi meshûr, o muammâ güzeli
Gittiler görmeye Kaf dağlarına.

Hepsi, sırtında abâ, günlerce
Gittiler içleri hicranla dolu;
Her günün ufkunu sardıkça gece
Dediler: "Belki son akşamdır bu ."

Bu emel gurbetinin yoktur ucu;
Dâimâ yollar uzar, kalp üzülür;
Ömrü oldukça yürür her yolcu,
Varmadan menzile bir yerde ölür.

Mehlika'nın kara sevdâlıları
Vardılar çıkrığı yok bir kuyuya,
Mehlika'nın kara sevdâlıları
Baktılar korkulu gözlerle suya.

Gördüler: "Aynada bir gizli cihan...
Ufku çepçevre ölüm servileri..."
Sandılar doğdu içinden bir an
O, uzun gözlü, uzun saçlı peri.

Bu hazin yolcuların en küçüğü
Bir zaman baktı o viran kuyuya.
Ve neden sonra gümüş bir yüzüğü
Parmağından sıyırıp attı suya.

Su çekilmiş gibi rü'yâ oldu!..
Erdiler yolculuğun son demine;
Bir hayâl âlemi peydâ oldu
Göçtüler hep o hayal alemine.

Mehlika Sultan'a âşık yedi genç
Seneler geçti, henüz gelmediler;
Mehlika Sultan'a âşık yedi genç
Oradan gelmiyecekmiş dediler!.. 

          Yahya Kemal BEYATLI





             MEHMED'İM

Gayrı anlatılamaz bu savaş bence,
Dağ, taş konuşmuştu kendi dilince,
"Hücum!..." diye bir ses duydum ilkönce,
Sonra "Allah...Allah!..." dedi Mehmed'im.

Ne ana, ne sıla, ne yâr hayali,
Bir gör Mehmet'teki kükremiş hali,
Kırpmadı gözünü yağmur misali,
Mermi yedi, havan yedi Mehmed'im.

Bu, öyle bir imân, öyle cehit ki,
Secde eder cümle canlı ve bitki
Bir temmuz akşamı Allah şahit ki,
Şaha kalkmış vatan idi Mehmed'im.

Tepeler... kan, barut dolu tepeler
Süngü süngü, mermi mermi tepeler
En önde atıldı dedi: "Bu sefer
Yıkam bu ateşten seddi." Mehmed'im.

Bir mermi göğsünü dağıtmış diye,
Mümkün mü talihe Mehmet baş eğe?
Meydan okur gibi kahpe feleğe,
Devrilirken gülümsedi Mehmed'im.

Bu akşam yıldızlar sararmış gibi,
Tepeler titreşir, hava kış gibi;
Bir dağın sırtında dağ varmış gibi,
Omuzlamış bir Mehmed'i Mehmed'im.

                          Fuat AZGUR

          

        ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber. 


                            Mehmet Akif ERSOY

                       

            MERDİVEN

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...

Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta.
Kızıl havaları seyr et ki akşam olmakta...

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller.
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller...
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisân-ı hafidir ki ruha dolmakta,
Kızıl havalan seyret ki akşam olmakta.

                          Ahmet HAŞİM


         
          MİHRİBAN

Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamıştın,çözülmüyor mihriban
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor mihriban

Yar,deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lambada titreyen alev üşüyor
Aşk kağıda yazılmıyor mihriban

Önce naz sonra söz ve sonra hile
Sevilen seveni düşürür dile
Seneler asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor mihriban

Tabiplerde ilaç yoktur yarama
Aşk değince ötesini arama
Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşka hudut cizilmiyor mihriban

Boşa bağlanmış bülbül gülüne
Kar koysan köz olur aşkın külüne
Şaştım karabahtım tahammülüne
Taşa çalsam ezilmiyor mihriban

Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi gamı
Bir kördüğüm baştan sona tamamı
Çözemedim çözülmüyor mihriban

          Abdurrahim KARAKOÇ

    
        MİHRİBAN

"Unutmak kolay mı? " deme,
Unutursun Mihriban'ım.
Oğlun, kızın olsun hele
Unutursun Mihriban'ım.

Zaman erir kelep kelep..
Meyve dalında kalmaz hep.
Unutturur birçok sebep,
Unutursun Mihriban'ım.

Yıllar sinene yaslanır;
Hâtıraların paslanır.
Bu deli gönlün uslanır...
Unutursun Mihriban'ım.

Süt emerdin gündüz-gece
Unuttun ya, büyüyünce...
Ha işte tıpkı öylece
Unutursun Mihriban'ım.

Gün geçer, azalır sevgi;
Değişir herşeyin rengi
Bugün değil, yarın belki
Unutursun Mihriban'ım.

Düzen böyle bu gemide;
Eskiler yiter yenide.
Beni değil, sen seni de
Unutursun Mihriban'ım.

Abdurrahim  KARAKOÇ

    
     
        OTUZ BEŞ YAŞ

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;

Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hâtırası bile, yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

N'eylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanmadın olacak.
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.

          Cahit Sıtkı  TARANCI

    
            
           ÖLÜNÜN ODASI

Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi;
Artık ne bir çıtırtı, ne de bir ayak sesi...
Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
Bezin üstünde, ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm

                       Necip Fazıl KISAKÜREK


    
                 SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli,
Günlerce siyâh ufka bakar gözleri nemli,

Bîçâre gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicrânlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nâfile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.  


                   Yahya Kemal BEYATLI
             


            SAKARYA TÜRKÜSÜ

İnsan bu, su misali, kivrim kivrim akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya,
Su iner yokuslardan, hep basamak basamak;
Benimse alin yazim, yokuslarda susamak.
Her sey akar, su, tarih, yildiz, insan ve fikir;
Oluklar cift; birinden nur akar, birinden kir.
Akista demetlenmis, büyük, kücük, kainat;
Su cikan buluta bak, bu inen suya inat!.
Fakat Sakarya baska, yokus mu cikiyor ne,
Kursundan bir yük binmis, köpükten gövdesine;
Catliyor, yirtiniyor yokusu sökmek icin,
Hey Sakarya, kim demis suya vurulmaz percin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sirtina Sakarya'nin, Türk tarihi kurulur.
Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mi düstü bu yük?
Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!..
Ne agir imtihandir, basindaki Sakarya!
Binbir basli kartali nasil tasir kanarya?
Insandir saniyordum mukaddes yüke hamal:
Hamallik ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalniz aci bir lokma, zehirle pismis astan;
Ve ayrilik..
Anneden, vatandan, arkadastan,
Simdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
Kehkesanlara kacmis eski günesleri an!
Hani Yunus Emre ki, kiyinda geziyordu;
Hani ardinda cil cil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeslerin, cömert Nil, yesil Tuna;
Giden sanli akinci, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzinda hala carpar mi tekbir?
Bulur mu deli rüzgar o sedayi: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabina es, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vataninda parya!
Insan üc bes damla kan, irmak üc bes damla su;
Bir hayata cattik ki; hayata kurmus pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gercek;
Siz, hayat süren lesler, sizi kim diriltecek?
Kafdagini assalar, belki ceker de bir kil!
Bu ifritten sualin, kilini cekmez akil!
Sakarya, saf cocugu, masum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldik Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyasiyle islanmis hamurdaniz;
Rengimize baksinlar, kandan ve camurdaniz!
Akrebin kiskacinda yogurmus bizi kader;
Aldirma, böyle gelmis, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kivril, ben gideyim. Son Peygamber Kilavuz!
Yol onun, varlik onun, gerisi hep angarya;
Yüz üstü cok süründün, ayaga kalk,
Sakarya...

                        Necip FazilKISAKÜREK


  
   ZERDALİ AĞACI

Havalar güzel gidiyor
Sen de çiçek açtın erkenden
Küçük zerdali ağacım,
Aklın ermeden.

Bak kurt gibi kalın yapılı
Görmüş geçirmiş ağaçlara
Küçük zerdali ağacım,
Pişman olursun sonra.

Şimdi okşar da hafif hafif
Bir gün yerden yere çalar rüzgar
Küçük zerdali ağacım,
Bakma güzel gitsin havalar.

Sallasın dalların çocukların gibi
Bakma güneş ısıtsın varsın
Küçük zerdali ağacım,
Sonra donarsın

Zemheri bahar mı olur
Akşamları seyret anlarsın
Sakın erkenden çiçek açma
Küçük zerdali ağacım.

               Cahit  KÜLEBİ



ZİNDANI TAŞTAN OYARLAR

Sılanın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor
Bugün efkarlıyım açmasın güller
Yiğitimden kötü haber verirler
Demirden döşeği taştan sedirler
Yatak diken diken yastık batıyor
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor
Bir şubat gecesi tutuldu dilin
Silaha bıçağa varmadı elin
Ne ana ne baba ne kız ne gelin
Yiğitım aslanım aman burda yatıyor
Ne bir haram yedin ne bir cana kıydın
Ekmek kadar temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydin
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor
Döşek melil mahzun yastık batıyor
Mezar arasında harman olur mu
Önüç yıl hapiste derman kalır mı
Azrail aç susuz canın alır mı
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor
Döşek melil mahzun yastık batıyor
Zindanı taştan oyarlar
İçine bir yiğit koyarlar
Sağa döner böğrü taşa gelir
Sola döner çırılçıplak demir
Çeliğin hası da yiğitim aman böyle bilenir
Döşek melil mahzun yastık batıyor
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor
Dilimde dilimi bulduğum, gücüne kurban olduğum
Anam babam gibi övdüğüm
Dayan aslan ustam yiğitim dayan
Dayan hey gözünü sevdiğim
Bugün efkarlıyım açmasın güller
Yiğitimden kötü haber verirler
Sana koku dışarda diyenlerin kökleri kurusun
Kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
Şiirin gökyüzü gibi herkesin
Sen Kızılırmak'çasına bizimsin
En büyük demircisi dilimizin
Canımız ciğerimizsin
Bugün burdaysa şiirin yarın Çin'dedir
Bütün hışmıyla dilimiz
Kökünden sokulmus bir çınar gibi yüreğimiz içindedir
Bugün burdaysa şiirin yarın Çin'dedir
Acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
Bir yani nur içinde tertemiz
Bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir
Bugün burdaysa şiirin yarın Çin'dedir
Bütün hışmıyla dilimiz
Kökünden sökülmüş bir çınar gibi yüreğimiz içindedir 

                      Bedri Rahmi  EYÜBOĞLU



        VUR DA ÖYLE GİT

İdam mahkumunun söz hakkı vardır
Bari son arzumu sor da öyle git
Arının çiçekte göz hakkı vardır
Bir buse için dur da öyle git

Madem gidiyorsun bura son durak
Ne adres, ne mektup, ne resim bırak
Kendinden bir parça bir cisim bırak
Saçından birkaç tel ver de öyle git

Ardımdan bir damla yaş dökeceksen
Adımı andıkça ah ah çekeceksen
Kabrime bir gonca gül dikeceksen
Ne olur yaşatma vur da öyle git

Hem yıllarca oyna gönül sahnemde
Hem perdeyi kapat en mutlu demde
Sitem oklarına hedef sinemde
Açtığın yarayı sar da öyle git

Pişmanlık duyarda dönersen geri
Gel de gör aşkından kalan eseri
Seyret ateşinin düştüğü yeri
Hasretin zulmünü gör de öyle git

                        Cemal  SAFİ


                    
                    ZAP SUYU

Karanlık gecede kara sudan zap suyuna giden yol,
Dolunay azaplığında vatanımın,
Ay örgüsü saçlarına vurgun düşmüşüm,
Alın yazımıza vatan ve bayrak, şehitlik yazılmış

En güzel türküyü kurşun söyler özüme,
Ola ki Tendürek ağıdı Cudi, Gabar türkülerinde,
Muhabbeti bulurum bir zaman,
Şahadetse aslanların savaşında,

Ölümsüzlük, şehitlik, bayrak hilalinde,
Can veren, kan veren yiğitler,
Yar gönlümüze düşende, çıktık dağların başına
Karanlık gecede el uzattık hilale,
Vurgun yedik seher rüzgarında,
Gurbet türküleriyle selam ettik yar diyarına,
Savaş türkülerinde kendimizi bulduk,
Vatan türküsüyle huy eyledik her zaman


Kürşat baskınlarında şahadetime destur verilirken,
Tekbir-i ilahi ki bayrağımdaki iman,
Yıldız yüceliğinde vatan olası gönül,
Neylerim, neylerim sensiz acep?


Seninle gezerim Şavşat'ı, Kars'ı,
Seninle inerim Bingöl'den Van'a,
Muş'tan el ederim Adıyaman'a,
Ben deli sevdalar yaşarım pusu geçerken,
Keleş sesinde yas tutarım,
Ölen şehitlerin ardından,


Divanesi olduğum Anadolu'yu gezerken,
Nasibim bir kurşun olup da, düşersem toprağa,
Eğer, eğer toprak bana açmışsa bağrını,
Damla damla düşüyorsa toprağa kan,
Bayraklara sarılıyorsa tabutlar,
Analar, analar ağlıyorsa yiğit erlerinin ardı sıra,
Gelinler, gelinler yas tutuyorsa yiğit erlerinin ardından
Ki Türk devleti öksüz kalacaksa eğer,

Koyver şahin misali saldırsın İbrahim'in delilerini,
Mehmetçesine, çakal sürüsüne !...

Ay gökte kaldıkça,
Ulu kocaların, ak sakalların duası
Üstüne olsun...
Bu vatan için can veren tüm şehitlerimize...

                


                     OĞUL

Vatan oğul, bayrak oğul, devlet oğul, can oğul
Sevmek nedir bunu bilen aşıklara bismillah
Bu oğullar sümeyya can analardan doğdular
Rabbi esir dileklerden beşiklere bismillah

Ad verirken, ilk ezandan ilk duyduğun kelamda
Göz ve gönül aydınlatan ışıklara bismillah
Emeklerken, diz vurduğun iz vurduğun her yerde
Ayaklanıp atladığın eşiklere bismillah

Düşte gördüm kanlı başım peygamberin dizinde
Ocaklara eşiklere beşiklere bismillah

Karamürsel,
Kara üzüm gözlü mürsel
Soy oğul gündüzbey çanamlı yiğit
Bey dağımca bey oğul
Gazi battal ülkesinin kara yiğit palası
Devlet oğul, mürfet oğul, fidan oğul, toy oğul

Anam dedin, babam dedin, atam dedin bayrağa
Hem al bayrak oldun işte hem bayrakta al oğul

Bağrımdaki kurşunlarla çık peygamber katına
Ol mübarek avucun içini birer birer say oğul
Bet yüzler kem gözler hor bakarmış vatana
Biz tükenip yok olmadan olmaz böyle şey oğul

Denilmiştir,
Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana
Hem sütünden hem kanından hem canından
Bu sende ki huy oğul

                                     Osman öztunç

 

BAHTİYARIM

Ben böyle bahtiyarım
Ben böyle bahtiyarım
Sen gül, sen oyna
Okuluna git yavrum
Farz et ki bizim yarın

Kendine iyi bak yavrum
Kardeşin ağlamasın
Erkenden uyursan
Sabah tez gelir yavrum
Farz et ki bizim yarın

Bak oğlum, dinle sözümü
Ne diriyim ben ne ölü
Anız altı topraklarda
Ben Güneş'in içindeyim
Mavi kanat gökyüzünde
İsa ile birlikteyim
Dinle, dinle de davran

Zalime kaşlarını çat
Zulmü ne gör ne unut
Dar günler içinde
Öyle bir zorda yol ki
Karanlıklara ışık tut

Varıp gerçek olana
Sırdan ur bulana
Bırak Karacaoğlan'ı
Bırak pınar başına
Yunus'la yarış yavrum

Erenler, sultanlar, pirler
Yardımcı üçler, yediler
Vakit gaza vakti yavrum
Hazırlan, zalime şahlan
Alev başlı kartal olup
Hürriyete kanatlan
Durma, durma ha davran

       Osman ÖZTUNÇ


 

AH   ÖMRÜM
Yudum yudum götürdüm,
Döke saça bitirdim,
Ve hoyratça yitirdim,
Ömrümü, ah ömrümü!..

Yaklaştım şimdi sona,
Acımadım ben ona,
Harcadım sağa sola,
Ömrümü,ah ömrümü!..

Kalbim şimdi teklerken,
Korkunç sonu beklerken,
Düşünürüm artık ben,
Ömrümü,ah ömrümü!..

Anladım ancak yeni,
Bilemedim kadrini,
Kullandım deli gibi,
Ömrümü,ah ömrümü!..

           İsmail KARA


   

    A  T  A  M

Dünyaya rehber oldun,
Uykudan göremedik.
Hep sözle dedik durduk,
İzinden yürümedik.

"İleri" dedin hep bize,
"Dünya gelmeli dize"…
Mahcup olduk biz size,
Hedefe varamadık.

Ne sanayi,ne tarım,
İşler hep kaldı yarım,
Nerde köklü yatırım?
Şaşkınız,bilemedik.

Ekonomi tekliyor,
"İmdat" diye bekliyor,
Dayanıyor,çökmüyor,
Bir dümen veremedik.

Devletin malı deniz,
Sanki sahip değiliz,
Sömürüldük daim biz,
İnanın ,edemedik…

Nerde gerçek eğitim?
Gençliğin kaldı yetim,
Yolumuz oldu çetin,
Biz çağa eremedik.

Başlardan gitmez duman,
Zaman,maddeci zaman,
Aman vermiyor, aman
Bir candan gülemedik.

Rahatın yok yerinde,
Üzüntün çok derinde,
ATAM! Yine görün de,
Gelelim kendimize…
Bir türlü gelemedik.
               
         İsmail KARA            


     

ŞU İNSANLAR

Öyle insanlar var ki,
Görmez önündekini...
Uzatıp pis elini,
Eşeler elinkini...

Atar,durmadan atar,
Toplum içinde sakar,
Herkese bir kulp takar,
Kendi kulpu az gibi...

Nene gerek ey insan?
Söyleme öyle yalan,
Sen kendi derdine yan!
Bırakıp ötesini...

            İsmail KARA            


     


    DEDİM DEDİ

Seni seviyorum dedim,
Beni sevmen boşa,dedi.
Sana tapıyorum dedim,
Ben ki neyim,haşa,dedi.

Gözlerin aya benziyor,
Kaşları yaya benziyor,
İşven ki,taya benziyor,
Bak hele şu işe dedi.

Hep benimle olsan dedim,
Yüreğime dolsan dedim,
Senin için ölsem dedim,
Çal baltanı taşa,dedi.

Aşkın bağına girmedim,
Ben muradıma ermedim,
Senin gibi güzel görmedim,
Çekil şurdan,kışa,dedi.

Dedim saçlar tel telmidir?
O yanakların gülmüdür?
Söyle;şu garip el midir?
Gelmem öyle tuşa,dedi.

Oturup şöyle dinlensek,
Konuşsak,biraz eğlensek,
Birlikte, hemen evlensek
İşte bu hoş,YAŞA, dedi  
             
             İsmail KARA            


      
      Beni Tanıyamazsın

Haziran ayında serin yaylaya
Gitmemişsen beni tanıyamazsın
Yeşil yamaçlarda mor koyunları
Gütmemişsen beni tanıyamazsın

Gezdinmi dağlarda sen koşa koşa
Arkadaş oldunmu sen karabaşa
çobanlık yaparkenyosunlu taşa
Yatmamışsan beni tanıyamazsın

Un kattınmı danaların suyuna
Açtınmı kişkari boylu boyuna
Körpe kuzuları sütlü koyuna
Katmamışsan beni tanıyamazsın

Ben köylüyüm bayım köylü çocuğu
Hem çırayı gördüm hemde ocağı
Kazmayı, küreği, balta, nacağı
Tutmamışsan beni tanıyamazsın

Her yerde bulunmaz düzlük arazi
Daha söylediğim sözün birazı
Ardahanda armut ile kirazı
Satmamışsan beni tanıyamazsın

Hiç çayır biçtinmi eğri orakla
Hiç yün taradınmı demir tarakla
Ahırın ardını tahta kürekle
Atmamışsan beni tanıyamazsın

Tosunları çağırdınmı hamura
Otlatırken tutuldunmu yağmura
Onlarla beraber sende çamura
Batmamışsan beni tanıyamazsın

Yedinmi çemenli ayran aşını
çektinmi parmakla sütün başını
Dönsün diye değirmenin taşını
İtmemişsen beni tanıyamazsın

Peynir kaldırdınmı bakır kazanda
Torbasına taş koyupta süzende
Boy atan yoncaya çeper düzende
çatmamışsan beni tanıyamazsın

Küçük düzdür çobanların durağı
Mayısta başlardı koyün koruğu
Taşlı yolda günde bir çift çarığı
Yırtmamışsan beni tanıyamazsın

Balın güvecine kapak ararken
Ambarda peynire tabak ararken
Mısır tarlasında kabak ararken
Yitmemişsen beni tanıyamazsın

Okşadınmı yağız atın yüzünü
Koşturdunmu köyün geniş düzünü
Yeşil soğan ile dut pekmezini
Tatmamışsan beni tanıyamazsın

GüMANİ bitirdi burda sözünü
Köy hasreti fena yaktı özünü
Tığı savuranda harman tozunu
Yutmamışsan beni tanıyamazsın


                   İmsak KILIÇ

      


        Öyle Bir Gözyaşı

Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Aklansın.. Ölümün kara düşleri,
Korkuları, umutlara döndürsün.
Rahmetinle, her damlası
Cehennemler söndürsün…

Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Cennetler berâtı inci damlalar,
Secdelerde seller gibi çağlasın.
Etrafımda haşre kadar melekler,
Sevinçlerle ağlasın…

Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Eritsin.. Buzlarını gafletin,
Gönül ufukları, nûra bürünsün.
Açılsın da cehlin kara perdesi,
Gerçek görünsün…

Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Müjdeler dökülsün, Arş-ı Âlâ'dan,
Hidâyet selleri, sineme dolsun.
Her damlası Mahşer Günü
Şâhidim olsun…

Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Esmâ'ndaki 'Doksandokuz' aşkına,
Semâlardan gufranını indirsin.
Hesap günü, titreşirken Mîzan'da,
Hicâbımı dindirsin…

Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Firdevs Göklerinden, nûr sağnakları,
Dehşet günü, Sırât üzre saçılsın.
Sekiz yerden, sekiz cennet kapısı
Bir lâhzada açılsın…

Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî
Arıtsın.. Şu nankör nefsi hevâdan,
Bütün zerrelerim, Kur'ân'la dolsun.
Ve Mahşer günü, şu tövbekâr bedenim,
Şehitlerle haşrolsun…



SARAYCIKLI RUŞEN YAYLACIYA AİT ŞİİRLER


Boşuna Gürleme Gök Yüzü
Benim Kadar Sinirli Olamazsın
Boşuna Esme Fırtına
Benim Kadar Hızlı Olamazsın

Boşuna Kabarma Deniz
Benim Kadar Hırçın Olamazsın
Boşuna Çıkma Güneş
Benim Kadar Kızgın Olamazsın

Boşuna Çalma Ozan
Benim Kadar Derli Olamazsın
Boşuna Söyleme Aşık
Benim Kadar Aşık Olamazsın

Boşuna Aglama Bebegim
Benim Kadar Yaş Dökemezsin
Boşuna Derdimi Sorma Dostum
Derdime Derman Bulamazsın




Ey Benim Göz Bebegim Saf Melegim
Tenceremde Tarhanamsoframda Ekmegim
Ekmegimde Soganım Göklerdeki Doganım
Dinle Beni Sana İki Çift Söz Edyim

Önceadam Olacaksın Adam Gibi Adam
Haram Yemeyip Harama Bakmayacaksın Her An
Kur,Anı Rehber Alıp Ondan Dileyeceksin Aman
Şeyhe Şıha Kanmayıp Def Edeceksin Hemen

Sende Senden Sonrakine Bunları Vereceksin
Deden Bana Ne Söylediyse Sende Söyleyeceksin
Mecliste İki Düşünüp Bir Söyleyeceksin
Herzaman Karşındakinden Bir Yudum Az İçeceksin

Su Uyur Düşman Uyumaz Derler Esgiden
Yiyidin Dostu Olmaz En Fazla Üçten
Dost Dedigin Sırdaş Olur Yoldaş Olur En İçten
Birde Ayetel Kürsü Oku Uyuymamışken

İnsanın İki Zaafı Vardır Biri Uçkur Biri Para
Müracaat Etme Bunlara Çok Düşsende Dara
Arasıra Tek Atsanda Hiç Bulaşma Kumara
Kendini Küçük Düşürme Sonra Olursun Maskara

Yalan Dolan Olan Yerden Hemen Sovuş
Mesele Vatan Namus İse İyi Dövüş
Paranı İyitut Kimse Vermez Beş Kuruş
Paran Yoksa Kimse Takmaz Paran Kadar Konuş

Sepetci Oglu Bir Ananın Kuzusu
Hiç Çıkmıyor İçimden Çanakkale Sızısı
Sakarya Koca Tepe İzmir Acısı
Sen Olacaksın Bunların Yarın Bekcisi

Araştır Soyunu Ceddini Atanı
Oku Kim İmiş Bilge Kaanı
Unutma En Büyük Harbiyeli Mustafa Kemali
Okumazsan Kör Olursun Karga Misali
Oguz Boylum Yörük Soylum Aslanım
Gel Beraber Güreş Tutup Saz Çalalım
Sepetci Oglu Harman Dalı Zeybek Oynayalım
Gel Bu Avareligin Bi Sonuna Varalım





Kalktımı Ola Bizim Yaylaların Karı
Çekildimi Sis Denen Kör Dumanı
Yüksek Uçar Yaylaların Kartalları
Yaylaları Şehirleresatan Utansın


Çamdan Olur Kuyularnın Kovası
Serin Oluryaz Mevsiminde Havası
Üç Beş Günde Bir Ugrar Sırma Cepkenli Efesi
Kahrıçın Deyil Gasp İçin Gezen Utansın

Meleşir İlk Baharda Kuzuları
Türkmen Katmış Katar Katar Sürüleri
Çalıp Söyler Şaairleri Ozanları
Kopuz Ları Gitarlara Satan Utansın

Dolaşıyor Sürüsürü Atları
Coşuyor Kısrakları Tayları
Yaylalarda Eritirler Nalları
Şimşirleri Meşinlere Satan Utansın

Mınaylı Ruşen Der Özledimyaylaları Özledim
Özledimde Bu Dörtlükleri Söyledim
Yaylalrda Çok Dilber Gözledim
Kalbim Yerinde Duruyor Diyen Utansın





Baba Semi Sosyete Yaşadın Bizmi
Baba Hani Hergün Ormana Çalış Mya Giderdinmis Gibi Çam Havasını Alıp Bazen Bıktım Derdin
Biz O Havayı Bulamıyoruz Baba
Buz Gibi Kaynak Suyu İçer Kırlarda Eşmeye Eyilirdik Ya
Biz O Suyu Bulamıyoruz Bulsakta Bi Dünya Para Veroruz Baba
Küle Çörek Gömer Kızılcık Ekşisiyle Yrdik
Onları Şimdi Herkes Alamıyoorganik Tarım Oldu Onlar Baba
Yanıklıktan Çilegi Toplar Kaymakla Yerdikyokluktan
Şimdi Varlıgında Olsa Yapamazsın Kaymak Yok Baba

O Silah Şakırdattıgımız At Koşturdugumz Ormanlara
Sakınarak Giriyoruz Baba
Domuz Larda Deyişti Avcılarda Artık Av Rupanın Avcıları Dolaşıyor Yayalalarımızda
Hani Her Tarafı Orjinal Ekzozundan Gaz Falan Çokmayan Çıksada Zarar Vermeyenyakıtı İçin Savaşların Çıkmadıgı Tek Beygir Gücündeki Atımız Vardıya Ondan Hiç Kalmadı Baba

Bana Çakırcalı Mehmet Efeyi Anlatırdın Ya
Şimdi İşler Deyişti Polat Memati Testere Nejmi Var Baba
Kör Ogluda Kim Ki Kılıç La Ugraşmış Adamlar Şeritle İnsan Biçiyor Baba
Heeeee Bide Akşamları Amcamla Moskova Buda Peşte Radyolarını Dinlerdinizya
Yaşasaydınız Kesin Ergenekondan İçeri Girerdiniz Baba

Bazen Bana Derdin Bi Kör Oglu Söyle Diye
Mert Dayanır Namert Kaçar Heryer Gümbür Gümbürlenir
Şimdi Mert Kalmadı Heryer Namert
Meydanlarada Beton Attık Gözün Aydın Baba

Köyün İçinde Hergün Olmasada 2günde Bir Toplanır
Sohbet Ederdiniz
Şimdi İnsanlar Birbirirni Görmeden Eve Kaçıyor Baba Şim Di Senmi Sosyete Yaşadın Biz Mi
Bilmiyorum Baba Seni Ve Ogünleri Özlüyorum Baba






Bir Yiyit Haykırıp Meydana Çıksa
Arka Verip Sıgınacak Yer Gerek
Gurbet Elde Hanın Hamamında Olsa
Dara Düşünce Sıgınacak Yurt Gerek

Kastamonu Batısında Dadyın Güneyinde
Sevmeyen De Sog Olsun Sevenin Yüreginde
Aşıgın Sözün De Sazımın Telinde
Neyleyim Gurbeti Bana Araç Gerek

Ne Güzeldir Mınay Yaylası
Yşermiştir Sarpun Gıyan Ovası
Yüksektedir Süzey Kalesi
Buraları Tanıtcak Kalem Gerek

Dört Çalı Gördünmü Orman Sanarlar
Altına Piknik İçin Kilim Sererler
Orman Dedigin Mınay Dagında Olur
Orman Demeye 120kuturunda Çam Gerek


Sahip Çıkalım Vatana Memlekete
Ne Baadireler Atlatmışız Dön Bak Hele
İlmi Bulup Ayangitmeye
Bir Daha Mustafa Kemal Gerek

Mınaylı Ruşen Bun Böyle Yazdı
Çıktıgına Pişman Gurbetten Bezdi
Arsızlık Hayasızlıkaldı Başını Azdı
Neyleyim Parayı Bana Huzur Gerek

MINAYLI KAMBUR OGLU RUŞEN YAYLACI
     




    MAPUS KADIN

Dökülsün Saçların Omuzlarına
Bırak Özgür Kalsın Tellerin
Özgür Dünyanın Mapus Kadınısın Sanki
Her Gün Dört Duvar Arasında

Kırmızımsı Dır Hemde Boyunlu Hırkası
Uyum İçinde Mahkum Etmiş Saçları
Bırakda Özgür Kalsın Tellerin
Özgür Dünyanın Mapus Kadını


Can Dedim Canımsın Sen Benim
Yüreğim Haykırıyor İnliyor Bedenim
Alev Alev Yakıyor O Çakmak Gözlerin
Özgür Dünyanın Mapus Kadını

                          Yusuf YAYLACI





AŞKI BANA TARİF EDERMİSİN

Aşk Nedir Bilemedim
Kalbimin Kıpır Kıpır Atışımıdır
Yoksa Dakika Başı Of Çekmek Mi
Damarlarının Gerilmesi
Kara Kara Düşünmek Midir
Aşkı Bana Tarif Edermisin
Zamanlı Zamansız Dalıp Gitmek Mi
Gece Yarısı Uykusunu Bölmek Mi
Koskoca Dünyaya Sığmamak Mı
Haykırmak Bağırmak Mı
Aşkı Bana Tarif Edermisin
Gözlerinin İçi Gülmek Mi
Neşe Dolu Sevecen Olmak Mı
Yoksa Kabına Sığmamak Mı
Aşkı Bana Tarif Edermisin
Güzel Giyinip Neşe Saçmak Mı
Yoksa Koşe Başında Çıçek Satmak Mı
Elinde Bir Buket Gülle Nöbet Tutmak Mı
Aşkı Bana Tarif Edermisin
Güzel Görüp Güzel Bakmak Mı
Her An Yanında Kalmak Mı
Öpüp Koklamak Mı Aşk
Aşkı Bana Tarif Edermisin
Her Anım Şimşekler Çakıyor
Gece Yarısı Uykum Kaçıyor
Kalbim Daralıyor Damarlarım Geriliyor
İçine Mi Düştüm Derdin Ben
Dert Mi Aşk Mı Bilemedim
AŞKI BANA TARİF EDERMİSİN…..

                     Yusuf YAYLACI



SENİ ASLA AFFETMEYECEĞİM

Ne Kadar Çırpınsanda
Ne Kadar Feryat Etsende
Yeminler Edip
Aman Dilesende
Çığlıklarını Duymayacağım
Kapatacam Kulaklarımı Sesine
İnlesen De
Feryatların Çığları Yıksa Dağlardan
Yusuf Affet Desede Bu Bedeni
Seni Asla Affetmeyeceğim
Çağrılarına Tıkalı Kulaklarım
Yemin Etsende Faydası Yok Yarınların
Yaradana Havale Ettim Seni
Varmı Ki Kitapda Yeri
Erkeğe Hakaret Etmenin Yeri
Seni Asla Affetmeyeceğim
Yazık Çok Yazık Ki Sevmiştim
Üstüne Titreyip Hasret Çekmiştim
Varsa Üstümde Bir Emek Teri
Diyetini Öderim Bilsin O Kişi
Kaderimse Çekerim Bu Çileyi
Ama Hak Etmedim Ki
Haketmedim Ki O Çirkin Kelimeyi
Yakışdımı Gülüm
Yakışdımı Sana
O Güzel Dudaklarına Yakışmadı
Bence Keşke Kilt Vursaydın Dudaklarına
Ama Sen
Ama Sen
Sen Beni Vurdun
Beni Vurdun Yüreğimden
İşte Bu Yüzden
İşte Bu Yüzden
Seni Asla Affetmeyeceğimmmmmm……

18/09/2000 Yusuf Yaylacı


           DENİZ KIZI

Denizlerde dalgalar çırpınır
Senin yüreğimde çırpındığın gibi
Karada aradım yıllarca seni
Akdenizde buldum deniz kızı seni

Eladır gözleri çekmiş sürmeyi
Yüzüne düşmüş saçının teli
Batıda aradım yıllarca seni
Akdenizde buldum deniz kızı seni

Boyu uzun selviye benzer dik duruşu
Yazarlardan keskin dir düşünürlüğü
Bakmayın kusuruna argodur sözü
Akdenizde buldum deniz kızı seni

Ne erkekler tanırım sözüm o na
Ne keser tutar eli ne balta
Binbir marifet var bir parmağında
Akdenizde buldum deniz kızı seni

                         Yusuf Yaylacı






ÇOCUKLUĞUMU YAŞAMAK İSTİYORUM

Şimdi çocuk olmak vardı ya
Ne güzel toz pembe hayat
Elinde mağosu tıklıyor
Omuz çantasında bilgi sayar

Oysa biz öylemiydik çocuklukda
Ayağımız da lastık pabuç
Omuzumuzda sogan ekmek azığımız
Elimizde ise kızılcıkdan çoban sapamız

Çocukluğumu istiyorum doyasıya oynayım
Benimde olsun bir arabam kepçe oyuncağım
Parlayan ayakkabılarım olsun istiyorum
Ben çocukluğumu yaşak istiyorum.

İki defterle bitirdim ilk mektebi
kitaplar kırışık,kalemin ise ucu kırık
Gaz lambası oldu hep bize ışık
Şimdi yaşamakk istiyorum her taraf ışık

Çocukluğumu yaşamak istiyorum
Yirmi bir vites bisikletle koşmayı
Yaz başka kış başka pabuç giymeyi
Çocukluğumu yaşamak istiyorum

Hemde öyle sine deli, Öylesine hırçın
Ben babam la yaşamak istiyorum
Ütülü pantolon la yürüyelim sokağımızdan
dolaşalım el ele istiyorum
Ben babamı istiyorummmmmmmmm
Çocukluğumdan arta kalannnnn

Yusuf YAYLACI

           

BİZ KİMİN TORUNLARIYIZ


Biz Fatihler Yavuzlar
Kanuniler Beyazıtlar
Dünyaya hükmeden
Sultanlar Torunuyuz

Biz İstanbul surlarını
Delik deşik eden
Çağ açıp Çağ kapatan
Komutanlar torunuyuz

Biz Mohaç ovasında
Düşmanı bozguna uğratan
Kalbinde iman nuru parlayan
Alpaslanlar torunuyuz

Biz so mermisi ve
Şehit olmadıkca
Hain düşmana vatanı
Teslim etmeyen Şahinler torunuyuz

Biz Dumlupınarda
Sakaryada İzmir de
Düşmanı denize döken
Atalar torunuyuz

Biz Allah Allah sedasıyla
Karada gemi yürüten
Viyana kapılarına dayanan
Dedeler torunuyuz

Biz denizlere ferman yazan
Ege ye Marmara ya
Akdeniz e hükmeden
Barbaroslar torunuyuz

Biz kimseye muhtaç olmayan
Vatanı için canını veren
Allah yolunda adak olan
TÜRK ULUSUYUZ

     HAKKI SÖZEN


Uzun Bir Yol Var Aramızda
Bir Ucunda Sen Bir Ucunda Ben
Bir Ateş Var Bağrımda
Ateş'i Sen Külü Ben

--Umut Işığı Yanıyor Yüzümüzde
--
--Ağlatan Sen Ağlayan İse Ben
--Hasret Türküsü Söylenir Dilimizde
--Söyleten Sen Söyleyen Ben

Aşkımızı Dile Getirem Mektup
Kağıdı Sen Kalemi İse Ben
Ayrıyız Şimdi Seninle
Sılada Sen Askerde İse Ben.
Hakkı Sözen
03 Ağustos 2009




Islak

Neden Yağıyorsun Yağmur
Neyi Islatmak İstiyorsun
Dağ Islak
Ova Islak
Eğer İstiyorsan
Kalbimi Islatmak

O Ezelden Islak

Neden Yağıyorsun Yağmur
Neyi Islatmak İstiyorsun
Cadde Islak
Sokak Islak
Gözlerim Islak

Eğer İstiyorsan Şu Mezarı Islatmak
O Mezar Ezelden Izlak




Özledim

Yine Özledim Senibilesin
İstersen Derdim Tasam Ol
İtersen Kederim
Yine Özledim Seni

Artık Aramızda Esmesede
O Sıcak Rüzgarlar
Selamını Getirmese Kuşlar
Yine Özledim Seni

Baykuşlar Dadansa Malihanemize
Ayyaşlar Kapmış Olsada Yerimizi
Ümit Olmasada Sevgi Bağımızda
İnan Yine Özledim Seni

Hakkı Sözen
04 Ağustos 2009 08.00


Çekeceksin

Görüyorum Darma Dağın Olmuşun
Dertlerinle Çaresizliğinle Kalmışın
Sevecek Sevilecek Halin Bile Kalmamış
İnan Bunu Sen Çok Çekeceksin

Daha Bunlar İyi Günün Sevgilim
Saçlarına Aklar Düşecek
Gözlerim Maziyi Değil Önünü Bile Görmeyecek
İnan Bunu Sen Çok Çekeceksin

Seni Tanıyanlar Acıyacak Haline
İsyan Edecek Gittiğin Parklar Bile
Çekmeyecek Günahlarını Dizlerin
İnan Bunu Sen Çok Çekeceksin

Hakkı Sözen
04 Ağustos 2009 08 10





Hey Obalar Özledim Seni


Sarpun Deposunda İndim Koyuldum Yola
Büyük Yazıya Varınca Verdim Mola
Heyecanla Baktım Sağa Sola
Hey Obalar Özledim Seni

Ulubüke Vardım İçtim Suyunu
Hemen Karşımada Duruyor
Aşağıoba Dezgünez Haliloba Yukarıoba Saracuğu
Hey Obalar Özledim Seni

Harmanlara Girdim Hani Yığını
Ğörünmez Olmuş Tarlalarda Sabanı
Nerede Çıngırcak Kapının Kapısı
Hey Obalar Özledim Seni

Ortalıkta Görünmüyor Molacı
Duman Tütmüyor Kapandımı Odası
Nerede Bu Köyün Adamı
Hey Obalar Özledim Seni

Caminin Duruyormu Yapısı
Üç Beş Cemmaat Birde Hocası
Acap Duruyormu Bahcesinde Ağacı
Hey Obalar Özledim Seni

Tütüyormu Mektebinin Bacası
Duruyormu Ahmet Yiğit Ahmet Odabaşi Hocası
Kırılmışmı Avlosunun Kapısı
Hey Obalar Özledim Seni

Obaların Suyu Soğuktur İçilmez
Ne Kadar İstesekte Gidilmez
Gurbet İlde İstesekte Durulmaz
Hey Obalar Özledik Seni

Aşağıobanın Akıyormu Çeşmesi
Suyun Başı Kurudumu Bittimi
Köylü Bir Olup İmeceye Gittimi
Hey Obalar Özledim Seni

Yıkıldımı Kiremütlüğun Duvarı
Ne Hoş Olur Acı Elma Mayhoşu
Birde Ezmeye İki Taş Buldumu
Hey Obalar Özledim Seni

İlkbaharda Sonbaharda Mantarlar Oluyormu
Gelip Gidenler Topluyormu
Kurtlu Olanlar Kalıyormu
Hey Obalar Özledim Seni

Bağlarda Üzümler Oldumu
Akşamları Çoçuklarda Yoldumu
Sahibinede Birazcık Kaldımı
Hey Obalar Özledim Seni

Oldumu Saray Yerinin Böğürtleni
Yokmu Oldu Artık Bunu Toplayanı
Çevgen Yapıp Dallarını Kırmalı
Hey Obalar Özledim Seni

Duruyormu Kayo Amcanın Değirmeni
Acap Varmıdır Nöbet Bekleyeni
Yaz Olunca Kesiliyormu Suları
Hey Obalar Özledim Seni

Gerişin Duruyormu Yolları
Eken Varmı Kavun İle Karpuzu
Eylülde Olur Onun Mahsulü
Hey Obalar Özledim Seni


Acap Duruyormu Dergünezin Köprüsü
Gün Batarken Ne Hoş Olur Akşamı
Birde Hava İyi Olursa Bakması
Hey Obalar Özledim Seni

Ulubükte Hayvanlar Yayılır
Çoçuklar Met Oynayıp Bağırır
Azıkları Birlik Edip Paylaşır
Hey Obalar Özledim Seni

Akıyormu Damak Azizin Suyu
Gemetten Geçer Onun Suyu
Kiremütlükten Çıkar Suyu
Hey Obalar Özledim Seni

Tilkiler Köylere İndimi
İnip Kümeslere Girdimi
Tavuk Horoz Hepsinide Ezdimi
Hey Obalar Özledim Seni

Sıçan Ercebin Evi Duruyormu
İçinde Oturan Oluyormu
Gelenede Hoşgeldiniz Diyormu
Hey Obalar Özledim Sini

Tutan Varmı İmam Nöbeti
Teşrif Eden Varmı Sofrasına
Kimler Kalıyor Duğasına
Hey Obalar Özledim Seni

Domuzlarda Bostanlara Girdimi
Girip Mısır Fasulye Hepsinide Ezdimi
Köylününde Gücünü Üzdümü
Hey Obalar Özledim Seni
                  

                   HAKKI SÖZEN