OBALAR
  Obalar Köyleri; Kastamonu İli ,Araç İlçesi'ne bağlı olup Kastamonu'ya 55-60, Araç'a ise 10-15 km uzaklıkta, tarihi 13. asıra kadar uzanan*, mis  kokulu çam ormanları arasında, Batı Karadeniz'in  şirin,otantik ve keşfedilmeyi bekleyen bir orman köy grubudur.Aşağıoba,Yukarıoba,Haliloba,Ekinözü ve Saraycık adı altında 5 köyden oluşmaktadır.Aşağıdaki haritada köylerin konumları görülmektedir.













  Obalar Araç-Karabük karayolunun 5. kilometresinden itibaren  yolun 5-7 km güney kısmındadır.Obalar'a öncelikle  Aşağıoba'dan  girilir ve buradan diğer köylere geçilir.
  Obalar'ın eski adı Mınay olup halen ''Nerelisin?'' diye sorulduğunda bir çok köylümüz ''Mınaylıyım'' şeklinde cevap vermektedir.
     Obalara ilk yerleşenler konusunda halk arasında; önce dört kardeşin obalara geldiği, bunların birinin kız,üçünün erkek olduğu,öncelikle şu an Yukarıoba Köyü olarak bilinen yere yerleştikleri, ardında da   aşık olarak ifade edilen kardeşlerden birinin Aşağıoba'ya,adı Halil olan diğerinin şu anki Haliloba'ya,adı Safinaz olan kızın ise eski adı ile Dezgünez günümüzde ise Ekinözü olarak bilinen yere yerleştikleri ve buralarda yaşamaya başladıkları rivayet edilmektedir. Yıllar yılı  Obalar'ı oluşturan bu köyler arasında  hiçbir husumetin ve çekişmenin yaşanmaması bu kardeşliği ve rivayeti doğrular gibidir. Obalar Köylerini oluşturan yukarıda belirtilen köylerin tamamının görüldüğü üzere birbirlerine uzaklığı en fazla 2-3 km.dir. Dolayısı ile  bu köyler bir bütünün parçasıdır.Ayrısı gayrısı yoktur.Hepsi birbiri ile akraba,biribirlerinin kardeşidir.Hiç bir zaman aralarında geçimsizlik olmamıştır.  Birinin derdi hepsinin derdi,birinin mutluluğu hepsinin mutluluğudur.


    Obaları oluşturan köylerin nüfusu yaz ve kış aylarına göre değişiklik göstermektedir. Köyde geçim kaynaklarının yetersiz olması sebebi ile başta Ankara ve İstanbul gibi şehirler olmak üzere büyük şehirlere önemli ölçüde göç vermiş olduğundan artık günümüzde köylerde yaşayan neredeyse yok denecek kadar azdır.1965 yılında yapılan nüfus sayımı ile günümüzdeki nüfusu kıyasladığımızda göçün etkisi açık bir şekilde görülmektedir. Bununla birlikte son yıllarda büyük şehirlerden emekli olup artık huzurlu bir hayat sürmek üzere köylere yerleşen köylülerimizde artış olduğu gözlenmektedir.Gelecek yıllarda bu sayı giderek artarak köylerimizin bir cazibe merkezi haline gelmesini umut ediyoruz.Köylere göre hane sayısı ve nüfus aşağıda belirtildiği gibidir.




                          Köy Adı             Hane Sayısı    1965 Nüfusu   Günümüzdeki Nüfus                                  

                         Aşağıoba                40                      275                   50                                             

                          Yukarıoba               42                      323                  55                                                

                          Haliloba                  25                      160                   25                                           

                          Ekinözü                  35                       355                  35                                              

                          Saraycık                 20                                               20                                         


   Obaların iklimi; Yazları sıcak, kışları karlı ve soğuktur. Yağışlar genellikle ilkbahar ve sonbaharda olur. Bu yağış kışın kar şeklindedir. Kar, kasım ayı sonları ve aralık aylarında yağmaya başlar. Yükseklerde 1-1,5 metreyi bulur. Genel olarak ilkbahar serin geçer. Serinlik bilhassa yüksek kısımlarda kendini daha iyi gösterir. Yılın sıcak günleri Temmuz ayı başında başlar, Ağustos ayı sonuna kadar devam eder.


   Köyümüzde eğitim ve öğretime  her dönemde büyük önem verilmiş kültür ve eğitim seviyesi daima yüksek tutulmuştur. Osmanlı döneminde köylerimizde hemen hemen her şahıs imamlık yapabilecek kadar bilgili olduğundan yakın ve çevre köylerin imam ve hatip ihtiyaçları köylülerimizce karşılanırdı. Cumhuriyetin ilanının akabinde harf inkılabı ile birlikte  okuma yazma seferberliği başlatılmıştır. Daha Türkiye' nin birçok ilçesinde dahi okul yokken o dönemde muhtarlık yapan  Koca Mehmet Güzel' in evi okul olarak kullanılmış, Behçet,Eğitmen Ziyaettin tarafından öğretmenlik yapılarak köyde okuma yazma bilmeyen çocuk kalmaması için var güç ile çalışılmıştır.Evde eğitim ve öğretim devam ederken  köylülerde boş durmamış imece usulü ile ahşap iki katlı bir okul inşa etmişlerdir.
    Bu okul eskiyincede önce tuğladan üç derslik bir okul ardındanda bu da yeterli olmayınca iki derslik ilave edilmiştir. Okulun etrafı köylüler tarafından çevrilmiş bahçesine de çok çeşitli  meyve ağaçları dikilmiştir.2000 yılına kadar okul aktif olarak hizmet vermiş olup 2000 yılından sonra taşımalı eğitime geçildiğinden okul şu anda  kullanılmamaktadır.Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda yapılan okuma yazma seferberliği ile köyümüzde okuma yazma bilmeyen insanın kalmamış olması,günümüzde başkentimiz Ankara'nın dahi bazı köylerinde okuma yazma bilmeyen insanların olduğu düşünüldükçe,o zamanlarda ve köyümüzde eğitime verilen önemin ne derece büyük olduğu görülmektedir.
   Yıllar  öncesinde Obalar köyünün içinden  ticaret amaçlı ve yöreye büyük canlılık katan katırcı yolu geçtiği söylenmektedir.Bu katır kervanları belirli günlerde  köyümüze gelir,köyde üretilen yün,tiftik,düven,yayık , güvlek,nal,mıh,kilit,kendir gibi ürünleri alırlar karşılığında da  köylünün ihtiyacı olan çamaşır yıkamak için kil,tuz ,dokuma kumaş,iğne,iplik,üzüm, leblebi gibi malzemeleri takas ederlerdi.Bu ticaret 1960 lı yılların başlarına kadar  devam etti. O yıllarda  diğer yerleşim birimleri ile haberleşmede de bu ticaret kervanlarından önemli ölçüde faydalanılırdı.


    Köyümüz kökeni yıllar öncesine dayanan kalaycılık,semercilik,oymacılık marangozluk gibi zanaatlarda insan yetiştirmiş ve çevre kaza, nahiye ve köylerden demir yaptırmak, kap kalaylatmak, semer yaptırmak, oymacılık yaptırmak, kiremit almak,teker,güvlek,anadut,dirgen,düven,yaba almak için gelenlerle dolup taşan adeta bir merkez olduğu söylenmektedir.Türkiye'de ilk demir ve çelik fabrikası 1937 yılında  kurulmuş olmasına rağmen Obalar'da bu tarihten yüz yıl önce demir yapıldığı ,nal, mıh,kilit  yapılıp değirmenler için tunç döküldüğü bilinmektedir.Bu tunç madenini eritmek için yaklaşık 2000 veya 2200  derece sıcaklığı ise nasıl temin ettikleri bilinmemektedir.Halk arasında  ilk Büyük Millet Meclisi binasının yapımı sırasında çatının kapatılması için kiremit bulunamadığı bu sebeple yüksek fiyat verilerek Ankara evlerinin çatılarından kiremit satın alındığı söylentisine rağmen o dönemde Obalar'da  köy dilinde kiremütlük denen bölgede köylülerimizce kiremit üretildiği bilinmektedir.
 
    Obalarda önceleri her evde aktif olarak kullanılan dokuma tezgahları hala bir çok evde kullanılmasa da  mevcudiyetini muhafaza etmektedir.

    Obalarlı 1980 li yılların başlarına kadar yukarıda bahsedilen zanaatların dışında asıl olarak tarım ve hayvancılıkla geçinirdi.Obalarda mevcut tarlaların tamamına arpa,buğday ekilirdi.Meralar ise küçük ve büyükbaş hayvanlarla dolup taşardı.Her evde  bir eşek veya at bulunurdu. Günümüzde ise köyümüzden yoğun göç olması sebebiyle ekilen dikilen tarla sayısı neredeyse yok denecek kadar azalmış, hayvancılık ise bitme noktasına gelmiştir.
Köyümüzde hali hazırda bir bakkal bulunmamakta olup köylülerimiz ihtiyaçlarını  zaman zaman köyümüze gelen çeşitli satıcılardan yada  İlçemiz Araç'a Cuma günü kurulan pazardan karşılanmaktadır.Köyümüzde ilk bakkal 1940 lı yıllarda Rasim Ağa (Rasim Yaylacı) tarafından evinde açılmış olup,köylünün alış verişi  Rasim Ağa'nın evinden çoğunlukla da eve çıkmadan yukarıdan sarkıtılan sepet ile yapdığı söylenmektedir.
  Köyümüzde 1980 li yıllarda biri Bekir Sözen tarafından  diğeri de Mesut Sözgen tarafından  olmak üzere iki kahvehane açılmış ancak yeterince iş yapamaması sebebiyle ikiside kapanmıştır.Halen köyümüzde kahvehane bulunmamaktadır.
   Obalardaki  yapıları bir çatı altında toplamak imkansızdır. Değişen yaşam şartları ve ihtiyaçlar ev yapımında da kendini göstermiştir. Obalardaki evleri kendi içinde ancak aşağıdaki başlıklar altında toplayıp değerlendirebiliriz.
1. Cumhuriyet öncesi yapılanlar

2. Cumhuriyet dönemi  1980 yılına kadar yapılanlar

3. 1980'li  yıllardan sonra yapılanlar


   1. CUMHURİYET ÖNCESİ YAPILAN EVLER

   Cumhuriyet öncesi evler oldukça gösterişli ve  özenle yapılmıştır. Evlerde  her incelik ayrıntısı ile düşünülmüş, işlemeler dönemin özelliklerini yansıtmaktadır. O dönemde yapılan evlerin hemen hemen hepsi birbirinin aynısı gibidir.Bir başkasının evine giren kişi kesinlikle yabancılık çekmez.Hatta kullanılan ev gereçleri dahi birbirinin aynısı olduğu gibi ev içerisinde bulundukları yer de aynıdır.Bu binaların tamamı ahşap ve kerestedendir.Sadece bir baca yapımında çiğ tuğla dediğimiz kerpiç kullanılmıştır. Bunun dışında banyo,tuvalet lavabo gibi ıslak zeminler dahi ahşaptandır.
   Bu binaların yapımına başlamadan önce  dört köşesine bir metreye varan büyüklükte mermere yakın sudan ve  rutubetten etkilenmeyen taş kullanılır. Sonra bu taşların  üzerine dağdan getirilen tomruklar kilit adı verilen sadece baş tarafları oyularak üst üste konulmak suretiyle çivi ve mıh kullanılmadan tamamen alıştırma tekniği ile yerleştirilir. Ondan dolayı evin çeşitli sebeplerle sökülmesi esnasında bu tomruklar hiç bozulmadan yerinden çıkarılabilir ve ev kolayca yerinden sökülebilir.


















   Ekmek evi denen odada  kadınlar  ekmek yapma,yemek yapma, süt pişirme, yoğurt yapma, yayık çalkalama işlemleri yaparlar. Gelen misafirlere ikramlar burada hazırlanır.Misafir odası olarak kullanılan büyük oda ise güzel döşenmiş ve her zaman temiz ve bakımlıdır.Gelen misafirler ile kolu komşu burada ağırlanır. Çardak denen koridorda ise bahçelerden toplanan meyve ve sebzelerin kurutma işlemi ile mısır soyma,fasulye ayıklama,tarhana ve hoşaf kurutma gibi işler yapılır. Çardaklar genellikle büyük yapılır. Ekmek evi dediğimiz odada büyük bir baca içinde ekmek yapmak için sac-saçak, maşa,kül küreği,çölemen mevcuttur.Bacanın cam tarafında sedir, sedirin hemen yanında hamamlık onun yanında üç veya dört gözlü oyma denen önü açık işlemeli içine fincan, cezve, kibrit,idare konan bir yer mevcuttur.Ocağın açık olan yerinin bitiminden itibaren hemen üst kısmında bir raf mevcuttur.Bu rafta  gaz lambası ve hemen lazım olabilecek  küçük şeyler bulunur. Odanın diğer tarafında ise içinde çay, şeker, kahve gibi malzemelerin yanı sıra evrak,mektup ve resimlerin bulunduğu dar uzun bir dolap mevcuttur.
   Dolabın hemen yanında  iki kapaklı büyükçe bir yüklük mevcuttur.Bunun içinde de yatak ve yorganlar bulunmaktadır. Kapı girişinde sergen denen  bir raf vardır.Burada da tabak,kaşık,çatal,gibi mutfak malzemeleri bulunmaktadır.Ana giriş kapısının hemen girişinde bir metre veya bir metre yirmi santimetre üstü açık bir yer vardır ki buraya selamlık denir. Bazı odalarda hamam mevcut olup tüm odalarda sedir bulunmaktadır. Evin duvarları kereste,tomruk olup üzerine gösterişli tahtalar çakılmıştır.Bu tahtalar hem görsel açıdan eve zenginlik katmakta hem de ısı yalıtımı sağlamaktadır.Bu tahtalar üzerinde çeşitli işlemeler mevcuttur.Evin bacasının altına ateşten evi korumak için  bir metre yükseklikte toprak konur. Evlerin ön orta kısmında  cumba vardır.Evin üst katları alt katlarına göre bir metre öne çıkıntılıdır.Camların dışında ahşap işlemeli  dışa açılıp kapanan yağmur,rüzgar ve fırtınadan evi  korumak üzere yapılmış kepenkler mevcuttur. Binalar kare şeklinde yapılır. Arka tarafında  bir metre yirmi santim çıkıntı vardır ki; buraya küllük denir.Tuvalet ve lavabo buraya konur.buraya  damın gübresi atılır ve evin pis suyu akıtılır onun için arka kısmın taşları daha özenle seçilir ancak zaman içinde binaların arkaya yattığı görülmektedir.
   Obaların kültüründe kadın-erkek ayrı ayrı oturma diye bir şey yoktur ancak kadın ve erkekler daha rahat hareket edebilme için genellikle erkekler misafir odasında otururken kadınlarda ekmek evinde otururlar. En alt katta damın(hayvan ahırı) yanında dokuma tezgah, tezgahın önünde ise  günlük kullanılan balta,keser,çivi,çekiç gibi el aletleri mevcuttur.Köyümüz orman köyü olduğundan her evde en az dört-beş balta bulunur. Isınmada odun kullanılır. Kışlık odunlarda giriş katta veya bina dışına yapılan uzatmaların altına konur. Damda her hayvanın yeri ayrıdır. Eşek ve atların altına tahta veya kalas gibi döşeme konulmaz diğer hayvanların altında döşeme mevcuttur. Yeni doğmuş buzağılar için damın bir köşesine Gümele denen ayrı bir yer yapılır ki buda buzağı diğer hayvanlarca  ezilmesin diyedir. Bu damların bakımları ve temizlikleri ev halkınca günlük olarak yapılmaktadır.
   Binaların çatılarının tam ortasında rahatlıkla çatıya çıkıp kırılan kiremitleri değiştirmek ve diğer noksanları gidermek  için süslü, gösterişli, özenle yapılmış ağzı açık veya kapı ile kapatılmış kuzgunluk  denen bir kapı vardır.Binaların dört yanında da etrafı gözetlemek, seslenenlere cevap vermek için pencere veya gözetleme yerleri vardır.Bu evlerin nerede ise tamamı eskimiş veya eskimeye yüz tutmuş durumdadır.


   Bu binalar genellikle  üç katlıdır.İki kat olanları da vardır. Birinci kat dam hizasına kadardır.Onun üzerine damdan eve koku gelmesin diye bir metre boşluk bırakılır ki buna sığ denir.Bunun üzerine ileride  lazım olur diye bir kat daha yapılır. Burasını ileride evlenen çocuklar kullanır ama çocuk evlenip buraya yerleşinceye kadar  ekseriyetle burası  ambar olarak  kullanılır.Buraya kışlık yiyecek, içecek, un ,nişasta ve hayvanlara verilmek üzere yarılan yarmalar konur. Üçüncü ve son kat ise bacalı ekmek evi denen  bir oda,büyük bir misafir odası ve birde çardak denen aşağı katlara kolaylıkla seslenilebilinen camsız penceresi olan koridordan  ibarettir.
  2. CUMHURİYET DÖNEMİ EVLERİ

   Cumhuriyet dönemi evleri de aynen daha önceki evler gibi yapılmıştır.Ancak bunlar biraz daha derli topu görünür bunun nedeni ise kereste yerine doldurma direği dediğimiz direk usulü ile yapılmıştır. ikinci ve üçüncü katları doldurma direklerinin arasına hafif köfün taş, pişmiş tuğla, çiğ tuğla veya kerpiç kullanılmıştır. Evin iç tarafı sıvalı, üzeri kireç ile boyanmıştır. Bunlar da sadece oyma, raf, sedir ve kapıda tahtaları görmek mümkündür. Bu evlerden köylerimizde oldukça fazla bulunmaktadır. Bu evlerden de bazıları artık eskimeye yüz tutmuş durumdadır.

   3. 1980 'li YILLARDAN SONRA YAPILAN EVLER

   1980'li yıllardan itibaren köyümüzde gerek kereste teminin zorlaşması gerekse maliyet sebebiyle önceleri özellikle büyük şehirlerde emekli olup yazları köye yerleşmek isteyenler tarafından daha sonraları da köylü tarafından betonarme evlere yönelim olmuştur.Ayrıca köyümüzde sık sık çıkan yangınlar da betonarme binaların yapımında önemli rol oynamıştır.Bu yapılar her ne kadar mevcut otantik yapıyı olumsuz etkilese de köyümüz için köyde yaşayanların artması olumlu gelişme olarak değerlendirilmektedir.

  Her ne kadar köyümüz aşırı göç vermiş olsa da  gidenler hiçbir zaman tamamen kopmamıştır.Bu sebeple de köyde ihtiyaç olabilecek bir takım yerlerin onarımı veya yeniden inşası ön plana çıkmıştır.Öncelikle köyde bulunan eski oda yıkılmış ve yerine tam teşekküllü (içinde misafirhanesi,çok amaçlı büyük bir salonu,kadın ve erkekler için ayrı ayır yemekhanesi bulunan) köy konağı inşa edilmiştir.Ardınsan sağlık ocağı ve sağlıkçı evi inşa edilmiştir.Daha sonrada köy çeşmesinin yanına bir köy fırını yapılmıştır.Daha sonraları Türk Telekom tarafından köyümüzde yetersiz kalan santralin kapasitesi yükseltilmiş ve telefon sorunu tamamen ortadan kaldırılmıştır.
   Sonraları ise köyümüzün tüm evlerine şebeke suyu bağlanmıştır.Su şebekesinin  köyümüze verilmesi için rahmetli köylümüz Faik Yılmaz,Sarayyeri Mevkiindeki arazisini köyümüze bağışlamış ve buraya 20 tonu yangın anında kullanılmak ,50 tonu ise içme ve kullanma suyu olmak üzere toplam 70 tonluk su deposu yapılmıştır.Köylerimizde bulunan mezarlıkların tamamı dikenli teller ile çevrilmiştir. Köyümüzde elektrik, su ve ulaşım sorunu bulunmamaktadır.Emeği geçen herkese köylümüz adına sonsuz teşekkürlerimizi sunar ölenlere de Allah'tan rahmet dileriz. Özellikle köyümüze yıllarca hizmet eden, kahrını çeken tam 33 yıl muhtarlık yapan  Efsane Muhtar Fazlı Subaşı'na sonsuz teşekkür ederiz.Yine eski muhtarlardan Rasim Yaylacı, Koca Mehmet  Güzel'e, Muammer Güzel'e Nuri Subaşı'na, Mehmet Asar'a, Abdullah Yaylacıya sonsuz teşekkür eder hepsine Allah'tan rahmet dileriz.


  Köyümüzde konut olarak kullanılan yapıların dışında bir de samanlık olarak kullanılan yapılar bulunmaktadır.Samanlıklar yangın tehlikesine karşı köylerin yaklaşık 500-1000 metre dışında tamamen ahşaptan yapılmış tek katlı ve tek odalı yapılardır.Köyümüz kadınları evlerinin alt katında bulunan hayvanlarını beslemek için günlük olarak sırtlarında sepetlerle bu uzak mesafede ki samanlıklardan saman taşımaktadırlar.
   Yukarıda da belirttiğimiz gibi köylerimiz orman köyü olduğundan  köylülerimiz ekilip dikilebilecek arazinin yetersiz oluşu ve yakın civarda ise başka iş imkanının olmayışı sebebi ile  görmüş olduğunuz güzelim konakları terk edip büyük şehirlere göç etmişlerdir.Büyük şehirlerde yaşayan köylülerimizin büyük bir bölümü unlu mamüllerin imalatı, pazarlaması ve şekercilikle  uğraşmaktadırlar. Ankara ve İstanbul'da yurdumuzun insanlarına eşsiz güzellikte damak tadları sunarak hayatlarını  idame etttirmektedirler. Özellikle geçmişi 3 asır öncesine dayanan ve Türk Lokumunu dünyaya tanıtan marka olarak bilinen Şekerci Hacı Bekir yöremizin insanlarının emekleri ile büyümüş ve gelişerek  hizmet vermeye devam etmektedir.Bunun yanında köylülerimiz öğretmeninden mühendisine,subayına ve yöneticisine kadar bir çok meslek dalında çalışarak memleketine faydalı olmayı ilke haline getirmiştir.
 
   Obalarlı  kanunlara nizamlara saygılı,vatanına ve milletine bağlıdır.


  Gerek göç,gerek  köy hayatının artık gençler tarafından tercih edilmemesi gerekse de teknolojinin baş döndürücü bir şekilde ilerlemesi ile  insanların daha çeşitli ihtiyaçlarının ön plana çıkması eski köy kültür gelenek ve görenekleri ile günlük yaşantıda bir çok değişikliğe neden olmuş o günleri yaşama şansına sahip olan belli yaşlardaki köylülerimiz  tarafından kalan bir çok tatlı hatıra  özlenir olmuştur.

  

*  Aşağıoba camiisinin giriş kapısının yanında bulunan levha üzerinde camiinin yapılış tarihi olarak 13 ncü asır yazmaktadır.Ayrıca  yaşı 80 civarında olan bir köylümüz köyde bulanan ve oldukça eski durumdaki mezarlık için  ''Ben hiç hayatımda bu mezarlığa defin yapıldığını görmedim.'' demektedir.Bu da köyün tarihinin oldukça eski olduğunu göstermektedir.
   Artık köy meydanlarında at koşturan gençler yoktur, akşam olduğunda otlaklardan damlarına dönen sürü sürü koyunlar, danalar, inekler yoktur. Düvenin üzerinde yaz sıcağında dönüp duran babalar-dedeler de yoktur.Artık ağır ağır giden kağnının sesi kulakları gıcırdatmamakta, koyun,kuzu,inek, dana,at,eşek sesleri birbirlerine karışmamaktadır.Hayvanlara takılan çıngırakların çıkardığı o nameler yoktur artık.Bağa, bostana dalıp da bağ bostan sahibinin hışmından kaçan çocukların kaçışları ,kaçarken eteklerinden dökülen meyveler artık yolları süslememektedir.Sıcak kül çöreğine sürülen tereyağının tadını da  unutmuştur artık damaklar.Düğünlerde yumurtaya ateş edenler ile  seğmen başının düğünü bir şenlik ve bayram havasına soktuğu da  artık pek görülmemektedir.Ramazanda hoca nöbetleri, toplu halde yapılan iftarlar,bayramda mezarlık ziyaretleri, güreşler, eğlenceler,köy odasında sabahlara kadar en usta tiyatroculara taş çıkartırcasına oynanan oyunlar yoktur artık. Hıdırellez'de topluca yaylaya çıkanlar, yaylada  kışlık yağ, kaymak yapanlar da artık kalmamış, sabahları koltuğunun altında bir odun parçası ile okula giden çocuklar da tükenmiş,geh bili bili sesleri ile tavuk yemleyen analardan da artık ses çıkmamaktadır.Kızdığında geçmişine küfür ederek bastonuyla kovalayan dedeler de yoktur artık. Artık köylülerimiz büyük şehirlerde gıcının (çam kozalağı)   ocakta yanarken çıkardığı sesi ve kokuyu hayal bile edememektedirler.

  
I
I