TİRİT

Bayat Ekmek küçük lokmalar halinde kesilir veya doğranıp bir tepsiye yerleştirilir. Bu sırada bîr tavada veya tencerede yağ eritilir, İnce ince doğranmış soğan, yağda hafifçe öldürülür. Kıyma eklenir, pişirilmeye devam edilir. Tuz, biber katılır. Kıyma pişince bu karışımın içine bir bardak su dökülür ve tekrar pişirilir. Sulu bir karışım elde edilir. Dökülecek su ekmekleri ıslatacak kadar olmalıdır. Tiritin kıymalı, yağlı, biberli kısmı pişince, bu karışım tepsideki ekmeklerin üzerinde gezdirilir. Arzu edildiği taktirde küçük bir tavada kızdırılan tereyağı da tiritin üzerine dökülür. Tirit, serme denen ekmekle de yapılır. Kastamonu merkezinde susamsız, simitle de tirit yapılmaktadır. Simit tiridi büyük ilgi görmektedir. Köyümüzde önceki yıllarda çok fazla yapılmakta idi. Özellikle bayat ekmeklerin değerlendirilmesi açısından önemli bir yemek çeşidi idi. Tirit türkülere bile konu olmuştur.












BANDUMA

Pınarbaşı, Azdavay, Şenpazar çevresinde ıslama, Küre ve İnebolu çevresinde bandırma, Araç, Daday ve Devrekani' de banduma denilen bu yemek türünün asıl malzemesi yufka (serme) hindi veya tavuk suyudur. Pişirilen yufkalar katlanır. 3-4 parçaya kesilir Hindi (ibi) suyuna batırılan parçalar içi yağlanmış hafif ateşteki tepsiye dizilir. Tepsi içine değişik şekillerde diziler yapılır. Her katın arası ayrıca eritilmiş tereyağla yağlanır. Aralarına tavuk veya hindi etleri parçalanarak konup sıcak servis yapılır. Tepsiye dizilen yufkalar daire biçiminde ortası yüksek ve delik kalacak şekilde dizilen yufkaların ortasındaki boşluğa yağlı hindi suyu dökülür. Devrekani-Şeydiler çevresinde görülen bu şekilde yeme esnasında ıslak yufkalar iştaha göre yeniden suya bandırılabilir. Etlerin yerine kullanılır.














HÖŞMENİM

Un, yağ ve kaymaklı sütle birlikte içine biraz tuz atılarak hamur haline getirilir.   Ocağa gerekli büyüklükte bir tava ve içine tereyağı konarak iyice kızdırılır, kızgın yağın içine evvelce hazırlanan hamur karışımı dökülür ve kaynamaya bırakılır. Eysiranla(sıpatula) çöke çöke kızartılır. Kaynadıkça kızarır. Altüst yapılır. Eysiranla karıştırma işlemi hamurun suyu çekilene kadar devam eder. Piştikten sonra geniş bir kaba alınır. Ağzı kapatılır  ve soğumadan  servis yapılır. Özellikle sabah kahvaltılarında yenir.



KULAKLI (MANTI)

Kare biçiminde  kesilen parçaların kenar ortalarının birleştirilmesi ile köşeleri yukarıya kalkar. Katlanan hamur içine et, kesik, kıyma gibi ilaveler yapılır. Diğer taraftan kesilmiş kare parçalar İçine aynı İlaveler yapılarak üçgen katlama yapıldığı da görülmektedir. Köy mantısı denilen ve hiç ilave edilmeden de kulaklı mantı .hazırlanır. Kulaklının pişirilmesi iki biçiminde yapılır. Birinci usul haşlama ile olanıdır. Köy mantısı biçiminde yapılmış olan soğuklanarak suda fazla kalmayacak şekilde süzülerek yağı biberi ilave edilir. İçli olanların ise haşlamada suyunun karar olmasına itina gösterilmelidir. İkinci asıl mantı hazırlama ise, içli kulaklı ya da katlama mantı önce yağ da kızartılır. Daha sonra tepsiye dizilen mantılar hafif su ile yeniden haşlanır. Üzerine ceviz ve tereyağı dökülür. Servise hazırdır.


KÖY MAKARNASI(ERİŞTE)

Köy Makarnası hamurdan açılan yufkaların kesilmesi ile oluşur..Hamurun içine yumurta ve süt katılarak besin değeri ve lezzeti artırılır. Hamur ince uzun şekilde kesilir.Kurutularak kışa da bırakılabilen eriştenin derişik pişirme biçimleri vardır. Çorba olarak sütün içinde pişirilir. Makarna olarak kaynar suda pişirilen hamur (erişte) ocaktan indirilince üzerine soğuk su ilave edilerek soğuklaması yapılır. Böylece hamurun sertliği sağlanır. Kevgirden suyu süzülen hamura kızartılan tereyağı ve çökelek (kesik) ilave edilir. Çökelek yerine ceviz içi ve üzerine tereyağı dökülür. Kaynayacak suya katılan tuz süzmede ayarlanır. Hamurun suyu da isteğe göre ayarlanabilir. Süzülen hamura karabiberi ilave edilir.













HAMUR KARMASI

Daday, Şeydiler ve Devrekani çevresinde köle hamuru, Azdavay çevre­sinde malak, Taşköprü, Tosya yöresinde çene çarpması adı verilen bu yiyecek Kastamonu, Araç ve İhsangazi çevresinde de bu isimle tanınır. Mısır unu veya buğday unu ile de yapılır. İçine tuz atılmış kaynar suya azar azar un ilave edilirken oklava ile karıştırılır. Hamur koyulaşınca ocaktan indirilir. Eritilmiş tereyağına batırılan kaşıkla alman parçalar tepsiye dizilir. Üzerine kızartılmış yağ dökülür. İsteğe göre pekmez veya bal şerbeti ilave edilir. Bazen de ceviz içi ekilerek yenir.


CİZLEME (CİZLEMBEÇ-AKITMA)

Burada verdiğimiz ekmek çeşitleri içinde hamuru bulamaç biçiminde hazırlanması ile değişiklik arzeder. Kızgın saca  bulamaç dökülürken kaşıkla yayılır. Sac üzerinde ince yufka gibi bir katman oluşur. Çevirilerek yağlanır. Bulamaca Araç ve Daday'da yumurta, karbonata katılır.


KÜL ÇÖREĞİ

Bunda hamur sıcak külle pişirilir. Hamur karbonata ile yoğurulur tuz katılır. Uzunca süredir ateşin yandığı altında tuğla bulunan ocağa hamur gömülerek yerleştirilir. Külü süpürülerek yerleştiği yerde hamur 2-3 dakika bekletildikten sonra alt üst çevrilir. Külün yapışmaması için üzeri kağıtla kapatılır, hamur sıcak külle tamamen örtülür. Bir saatte pişmeye bırakılır.


GÖZLEME

Hamur teknesinde mayalanan hamur dinlenmeye bırakılır. Mayalanan hamur eğsiranla pazılara ayrılır. Oklava ile açılan pazılar bisleğeç ile kızgın sacın üzerinde iki tarafı pişirilir. Pişen gözleme tablı üzerine alınır ve üzeri yağlanır.  


HAMURLU EKMEK

Hamur teknesinde mayalanan hamur dinlenmeye bırakılır. Mayalanan hamur eğsiranla pazılara ayrılır. Oklava ile 20-25 santimetre çapında açılan pazılar bisleğeç ile kızgın sacın üzerinde altı iyice pişirilir. Altı pişen  ekmek üzeri pişirilmek üzere sacın yanında dik duran kızgın taşa yaslanır ve üstününde pişmesi sağlanır. Üstü iyice pişerek kabaran ekmek tablı üzerine alınır.  














YUFKA EKMEĞİ

Hamur teknesinde yoğurulan hamur dinlenmeye bırakılır. Dinlenen hamur eğsiranla pazılara ayrılır. Oklava ile 40-50 santimetre çapında iyice inceltilerek açılan pazılar bisleğeç ile kızgın sacın üzerinde pişirilir. Altı pişen  yufka çevrilerek iki tarafının pişmesi sağlanır.Pişen yufka tablı üzerine alınır. Üzeri yumuşak olması için hafifçe şipşibi ile ıslatılır.


CEVİZLİ ÇÖREK

Un, karbonat, tuz ve yeterli miktarda suy derin bir hamur teknesinde veya yaslağaçta yoğurulur. Biraz dinlendirilir. Hamurdan küçük pazılar koparılıp, oklavayla 40-50 santimetre çapında iyice inceltilerek açılır. Açılan hamurun üzerine sıvı yağ,süt ve dövülmüş ceviz serpilir. Bu yufka rulo yapılıp gül biçiminde kıvrılır. Yağlanmış tepsinin ortasına konur.  Diğer yufkalarda aynı biçimde yapılıp ortadaki yufkanın etrafına dolanır Tamamlanan tepsi güzine soba veya fırında pişirilir.. Tamamen pişmesine yakın üzerine yoğurt, yağ ve yumurta gibi malzemeler sürülür.  Önceki yıllarda cevizli çörek elektrikli fırınlar olmadığından ocaklarda ateşle kızdırılan güveçlerde pişirilirdi. Sıcak olarak yanında hoşaf suyu veya ayranla yenildiğinde tadına doyulmaz bir ekmek çeşidi olarak yemek kültürümüzde yer almıştır.


ÇULLU BÖREK  (Çullama Börek)

Açılan yufkalar hafif pişirilir. Bir bütün çiğ yufka tepsi altına, biri de üstüne konulmak üzere ayrılır. Diğer yufkalar parçalanarak ufak parçalar haline getirilir. Tencerede eritilen yağa yumurta kırılıp tuz ve biber ilave edilir. Doğranan sermeler atılarak karıştırılır. Yağlanan tepsiye bütün çiğ serme konulur. Ufalanan yumurtalı parçalar tepsiye konulur. Diğer bütün serme üsle konularak kızartılır.


GARUŞTUMA

Yufka ekmek bıçakla ufak parçalar haline getirilir. Tavada tereyağ eritilir. İçine yumurta kırılır ve iyice küçük parçalar olana kadar karıştırılır. Kesilen yufkalar eklenir. Üzerine kaymak ilave edilerek iyice karıştırılır. Uygun kıvama geldikten sonra karıştırma artık yenmeye hazırdır.


BEYAZ UN HELVASI

Malzemeler;

250 gr tereyagi

250 gr pudrasekeri

1 kilo un(6 su bardagi)

Yapilisi:

Unu genisce bir firin tepsisine bosaltalim,firinimizin derecesini 170 e getirip isitalim.Tepsiyi firina sürelim,arada bir karistirarak yaklasik 1 saat kavuralim,Unun rengi degismemeli yani beyaz olarak kalmali cok hafif renk degistirirse cok önemli degil ama rengi esmerlesmemeli.daha sonra unu firindan alalim ve ince süt süzekleri vardir tel veya plastik olur ondan unu eleyelim,elenen sicak unu sermek icin kullanacagimiz tepsiye eliyoruz.Oda sicakligindaki tereyagini küp küp dograyarak sicak unun icine ilave ediyoruz,pudrasekerini de eleyerek ilave ediyoruz sicak olan unu ve pudra sekerini ellerimizle güzelce yoguruyoruz.Bütün malzemenin iyice birbirine karismasi,tereyaginin erimesi gerekiyor.tamamen malzemeler karisinca ellerimizin avuc icleri ile güzelce bastirarak tepsiye seriyoruz,yalniz cok iyi bastirmamiz gerekli tepsiye  ki kesince kalip kalip dagilmadan  tepsiden alabilelim.Iliyinca baklava dilimler gibi dilimlenerek servis edilir.

AFIYETLER OLSUN!!!!!!!!!!!!

PÜF noktasi:Unu  kavururken firin sicakligi cok önemli  önce 170c sonra da eger un güzel kavrulmadi ise son 15 dakika 190 c de kavrulur.Un,yag pudra sekeri sicakken yogruldugu icin eller biraz yanabilir....

NOT!!!!Helva hazirlandiktan sonra kesilip dipfrizde muhafaza edilebilir ve dipfrizden cikarildiginda cözülmesi beklenmeden tepsiden alinip servis edilebilir

GIDA HAZIRLAMA ARAÇ GEREÇLERİ

Yöremize ait yemek ve yiyecek çeşitleri anlatılırken günümüzde ismini bilmediğimiz araç gereçlerin adı geçtiğinden bu araç gereçlerin ne anlama geldiğini öncelikle bilmek gerekir.
Hamur Teknesi: Muhtelif boyutlarda ağaçtan oyularak yapılmış, dikdörtgen şekilli. derinliği değişen, ağzı tabandan az geniş hamur yoğurma kabıdır.
Bükleğeç veya Bisleğeç: Genişliği yaklaşık el kadar olan, tahtadan yapılmış yassı ve saplı, saç üzerinde ekmeği çevirmede kullanılan tahta.
Oklağaç/Oklava: Yaklaşık 80 cm. uzunlukta, orta parmak kalınlığında hamur açmaya yarayan, düz yuvarlak ağaç.
Yaslağaç: Kısa ayaklı, cevizden veya çamdan yapılmış, hamur açma tahtası
El Tahtası: Cevizden mamul, kalın değişik şekilli, ekmek yapmada, et kıymada kullanılan tahta.
Eğsiran: Üçgen şekilli, saplı, hamur kazımada kullanılan 20–25 cm. uzunluğunda demir parçası.
Sac: Yuvarlak şekilli, alt kısmı meşe külü sıvanmış sac parçasıdır. Altında ateş yakılarak üstünde şebit, cızlama, bazlama pişirilir.
Sacayağı: Üçgen bir demirin köşelerine ayak konularak yapılır. Yemek pişirmede ateşin üzerine konarak tencerenin kirlenmesini önlemek ve ateşin sönmemesini temin için kullanılır
Caba/Güveç: Taban ve ağzı eşit, kenari kısa toprak kap.
Hereni: Küçük ve büyük boy kazan.
Kazan: Kalabalıklarda yemek pişirmede, sair zamanlarda çamaşır kaynatmada, bulgur denesi hazırlamada kullanılır.
Kevgir: Bakırdan mamul, oval biçimli, saplı veya sapsız değişik ölçülerde süzgeç.
Leğen: Tabanı dar, üste doğru oldukça geniş olan ve yayvanlaşan, üzerinde delikli kapağı olan el yıkamaya mahsup kap.
Sahan: Ağzında kapağı olan, bakırdan yapılmış kenarları düz veya işlemeli madeni tabak
Dibek: İçi oyulmuş, içinde tahıl dövülen taş.
Şibşibi: Hamur işi yapıldığında yağlamaya yarayan araç(şimdiki pasta fırçalarının ilkel halide diyebiliriz ...)





EVLİLİK

KIZ BEĞENME:

Köylerimizde genelde  gurbette çalışanlar askerden sonra ,köyde ikamet edenlerde askerden önce evlenir. Köyümüzde ve yöremizde  Erken çıkan yol alır,erken evlenen döl alır atasözü sıkça kullanılır. Gnelde anneler gerek askerden önce gerekse de askerden sonra oğlunun ağzını arayarak evlenip isteyip istemediğini öğrenir ve durumu oğlanın babasına bildirir.  O da anneye  kendine ve ailemize münasip bir gelin bul der. Eğer genç eften püften bahaneler ileri sürerse o zaman annesi oğluna gönlünden geçen biri mi var diye sorar eğer genç açılırda aklından geçeni söylerse o zaman zaman geçirilmeden dünürlüğe (kız istemeye) gidilir. eğer genç bu işi annesine bırakırsa o zaman iişler biraz daha zordur ve anne düğünlerde mevlitlerde kendilerine münasip bir gelin arar.
Kolu komşuya, hısım akrabaya sorulur ve danışılır.Kendi ailelerine münasip bir kız bulduklarında anne ev halkına söyler. Olur cevabı alınca da oğlanın annesi ve iki üç yakını veya komşusu önceden bilgilendirilen kız evine ziyarete
giderler. Kızın annesi kızının giyinip kuşanıp görücünün önüne çıkıp ikramların yapılmasını ister. Kız istemese de ikramları yapmak zorundadır. Oğlanın annesi beraberinde getirdiği şeker ve başörtüsünü kız evine bırakır.
Eğer kız tarafı bu işin olmayacağına kesin gözü ile bakıyorsa şeker ve baş örtüsünü iade eder, kabul etmez. Eğer olumlu düşünüyorlarsa o zaman şeker ve başörtüsünü kabul ederler .Bazen de düğünlerde beğenilen kıza baş örtüsü takılabilir. Bundan sonra kız evine haber gönderilir kararlaştırılan gün kız evine gidilir...



KIZ İSTEME:

Kız istemeye genelde erkekler gide. Oğlanın babası, birkaç yakın komşuları veya akrabaları  ile birlikte kız evine gidilir.Bu işlerde ağzı iyi laf yapan kişileri,tanınmış veya saygın kişileri,köyün imamını götürmek her zaman için olumlu olarak değerlendirilir. Kız evine varıldıktan bir müddet sonra ikramlar yenir içilir ve erkek tarafı daha evvelden kimi yetkili kıldı ise o konuya girer ve  Allahın emri Peygamberin Kavli ile kızınız……..yı  oğlumuz……….ya istiyoruz.  der. Kız tarafı ilk gidişte kızın sözünü vermez. Niyetleri kızı vermek olsa dahi ilk seferde kız verilmez. Dedesine, Dayısına,Hısım ,Akrabaya danışalım denerek vakit kazanmak üzere süre isterler .Bu arada kız tarafı oğlan tarafını sorup soruşturarak araştırma yapar. Gerek aile gerek oğlan hakkında bilgiler toplanır .
İkinci gidişte yine ikramlar yapılır. Oğlan tarafı yine  Kız tarafına Allahın emri Peygamberin Kavli ile kızınız……..yı  oğlumuz……….ya istiyoruz bizi yorup durmayın. diyerek sözü keser. Kız tarafı da madem Allahın emri peygamberin kavli boynumuz kıldan ince diyerek eksiklerinizi görün der .İiki tarafada hayırlı uğurlu olsun denir.kız tarafı bu arada hemen ilave eder ırgatlık bitmeden düğün yapamam ona göre kendini ayarla
diyerek düğünün zamanı da az çok belirlenmiş olur.



ŞERBET İÇME:

Evet sözü alan oğlan tarafı kendi yakınlarına kız tarafı kendi yakınlarına durumu bildirir aynı hafta içinde  Cuma günü kız evinde  buluşurlar Şerbet şekerinden yapılmış olan kırmızı renkli şerbeti içerler. Bu şerbetin anlamı;Bu kız ile oğlan evlenmek üzere bir temel attılar ve buna biz de müsaade ettik şeklindedir. Kolu komşu Allah  hayırlı uğurlu etsin , utandırmasın der. Hocanın dua ile şerbet içme faslı tamamlanmış olur.


NİŞAN:

Söz alınıp şerbet içildikten sonra kızın babası kızın yüzük ölçüsünü oğlanın babasına, oğlanın babası oğlanın yüzük ölçüsünü kız tarafına verir. Her iki tarafta kendi yüzüklerini alır ayrıca oğlan tarafı bilezik beşibirlik saat gibi kendi durumları ölçüsünde hediyeler alırl.Kız tarafı baklava veya tatlı yaparak oğlan evine gönderir. Bu tatlı ; Allah ağzımızın tadını bozdurmasın böyle tatlı tatlı geçinelim anlamındadır.Hem oğlan tarafı hem kız tarafı ve yakınları kız evinde toplanırlar.Kız giydirilir ve süslenir. Davetliler önüne çıkarak davetlilerin elleri öpülür. Kıza ve oğlana nişan yüzükleri takılır. Ayrıca oğlan tarafının aldığı hediyeler de kıza takılır.Hoca efendinin yapacağı
dua ile bu iş tamamlanmış olur.Bu esnada kız tarafı oğlan tarafına defter denen  liste verir bu listede geline alınacak Altın,Yatak- Yorgan,Elbise ve diğer ihtiyaçlar yazılıdır..Kız tarafı nişandan bir iki gün sonra oğlan evine bir bohça gönderir. Bu bohçaya nişan bohçası  denir. İçinde oğlanın yakın akrabalarına alınan giyecek eşyaları vardır. Eğer nişandan düğüne kadar dini bir bayram geçerse Ramazan Bayramı ise Kız tarafına Şeker Kolanya ve Kıza giyecek eşyalar olan bir bohça bırakılır. Eğer Kurban bayramı ise Kız evine Boynuzu Altınlı ve kınalı koç bırakılır.
Nişanın amacı bu yüzükler ile  artık biz bunları  nişanladık yani işaretledik bilmeyen kalmasın anlamındadır.


ÖRF VE ADETLERİMİZ
                                                   
ÜÇ GÜNLÜK  (VAR GEL)

Kız ve erkek tarafı artık iki aile akraba olmuştur.Artık bunlar birbirlerine dünür diye hitap ederler.Dünür oğlanın annesine Aradan iki üç gün geçince  gelin ve  damat kızın ailesinin elini öpmek için kızın evine giderler.Buna üç günlük denir.Bu üç günlük de kız evinde kalmak da adetlerdendir.Buna yakın olunursa oğlanın anne ve
babası da katılır.

Böylece kız beğenme ile başlayan tatlı telaşe artık sona erer.Bize düşen ise onlara ömür boyu mutluluklar dilemektir herhalde.Allah bir yastıkda kocatsın.Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.


KÖY İMECESİ GELENEĞİ
Camii ,Köy Odası,Okul,İçme Suyu ,Sulama suyu, Yol,Kabristan gibi köyün ortak kullanımında olan yerler ve tesislerin  bakım ve onarımı için muhtar tarafından önceden bildirilen günde her haneden bir kişi gelerek toplu halde  çalışma yapılır.Bu çalışmaya çeşitli nedenlerle  katılamayanlar, yerlerine bir adam tutarak onların parasını öderler.Buna KÖY İMECESİ denir. Bu faaliyetler köy yerinde sıklıkla uygulanmaktadır.









KOMŞU İMECESİ
Köyümüzün birlik ve beraberliğe ihtiyaca olduğu zamanda devreye giren bir  gelenektir.Evi,samanlığı yanan ,yıkılan,ani ölümlerden dolayı veya mahsül ektikten sonra askere gidip hasat edecek yeterli insan gücü kalmayanların imdadına yetişmektir.Evi veya samanlığı yananlara  el birliği ev veya samanlık yapılır,adamsızlıktan kaldırılamayan mahsül elbirliği ile kaldırılır.Asker ailesine askerin annesi babası yaşlı işlerini göremeyecek kadar güçsüz ise askerden dönünceye kadar yardımda bulunulur.Buna da KOMŞU İMECESİ denir.


KÖY PARASI (BOHÇA PARASI)
Her haneden  her yıl bir defaya mahsus toplanan paradır.Bu para köy korucusu,köy imamı,köy muhtarı,köy bekçisinin ücretini ödemek üzere toplanır.Toplanan paradan artan  olursa camii,çeşme,okul,köy odası gibi yerlerin ihtiyaçları için kullanılır. Bunun için bir adet gelir gider defteri tutulur.İhtiyar heyeti defteri  tanzim eder.Mal Müdürlüğünce kontrol edilir ve denetlenir. (Son yıllarda kadrolu imam ve muhtara maaşları devlet tarafından ödendiğinden bunlara ödeme yapılmaz.) Bu toplanan paraya BOHÇA PARASI denir.


HOCA NÖBETİ (İMAM NÖBETİ)
Yöredeki köyler birbirine yakın fakat dağınık olduğundan köylüler özellikle Ramazan ve kış ayları için Ramazanlık, üç aylık veya altı aylık olmak üzere köyün ekonomik durumuna göre   imam tutarlar. İmamın ücreti köyün bohça parasından ödenir.Söz konusu imam;köyde vakit namazları,Ramazanda Teravih namazlarını ve bayramda da bayram namazlarını kıldırır.Köyün çocuklarına namaz surelerini ezberletir ve Kur'an okumayı öğretir.Köylüler  Ramazan ayında her gün biri sıra ile yemek hazırlar ve köy odasına getirir.Köy odasında başta imam olmak üzere köyün bütün erkekleri toplanarak hep birlikte yemek yerler.Bu faaliyet Ramazan boyunca devam eder ve tüm köylü bu faaliyete sırası ile yemek getirerek katılır.Buna İMAM NÖBETİ denir.Köylü bu faaliyette elinde bulunanı hiç esirgemeden en iyi hizmeti vermek için yarış halindedir.Eskiden evlerde ekmek arpa unundan yapılırmış ve rengi biraz koyu olurmuş ancak İmam Nöbetine götürülecek ekmek buğday unundan yapılırmış.Buğday unundan yapılan ekmek arpa unundan yapılan ekmeğe göre oldukça açık renk olduğundan çocukların çok hoşuna gidermiş ve bu ekmekten yemek için yarışırlarmış.Günümüzde çok  çeşitli  ekmek ve pasta türlerine sahip olan bizler herhalde yaratan rabbimize ne kadar şükür etsek azdır.












KEŞİK
Köyümüzde ve yöremizde  yaz aylarında tarım faliyetlerinin fazla olduğu zamanlarda hayvanların köyde veya yaylada otlatılması veya güdülmesi her aileyi ayrı ayrı meşgul etmemesi için sıra ile yapılan hayvan gütme faaliyetine KEŞİK denir.Hayvanı olanlar hayvanlarını köyde veya yaylada yazıya çıkarararak o gün sıra kimde ise ona teslim ederler ve günlük işlerine dönenler nöbetçi olan köylü o gün hayvanların sorumluluğunu üzerine alır ve akşam sahiplerine eksiksiz teslim eder.












SU NÖBETİ
Yaz aylarında dikilen sebze veya meyveleri sulamak için herkese aynı anda birden su verilemediğinden sıra ile bahçeler sulanır.Bu işleme SU NÖBETİ denir. Köylerimizin önemli su kaynağı olan HANAF' dan gelen su;
Gece 24 ile gündüz 12 arasında iki Aşağıobalı ve iki Halilobalı tarafından kullanılır. Gündüz 12 den gece 24 e kadar ise iki  YukarıobaLI, iki  de Duraklarlı tarafından kullanılır. Saraycıklılar ise  Analı Kız denen sudan bahçe ve bostanlarını sularlar. Eğer Analı Kız dan su gelmez ise Hanaf'tan yeterli miktarda su  alırlar.Bu su nöbeti yıllardır bu şekilde devam etmektedir.










KORUYUCU TUTMA
Köyün ortak malları olan camii,çeşme,okul,köy odası ve köyün koru orman ve meralarını korumak gözetmek üzere ücreti köy parasından verilmek üzere tutulan bekçiye KORUYUCU adı verilir.













SIĞIRTMAÇ
Köyün büyükbaş hayvanlarını gütmek ve otlatmak üzere ücreti hayvan sahipleri tarafından ödenmek koşulu ile bir Çoban tutulur. Bu çobana SIĞIRTMAÇ denir.





CENAZE KABİR VE YAS GELENEKLERİ

VEFAT SIRASINDA
Sağlık durumu oldukça bozulmuş ve vefat edeceği artık kesin gözü ile bakılan kişinin ailesi ve yakınları gece gündüz sıra ile beklerler. Hastayı yakınları, kolu, komşu, hısım ve  akrabaları ı ziyaret ederler. Hastadan HAKKINI HELAL ET denerek helallik alınır. Hastaya bakmaya gelenlerden Kur'an okumasını bilenler sessizce  okur. Ailesinden bir kişi kaşık ile ağzına su verir.Bunu yapamıyorsa pamuk ile dudakları ıslatılır.Yanında ekseriyet tecrübeli ve bilgili kişiler durur. Diğer ziyaret-çiler ayrı odada kalırlar.Ara ara soğuma belirtisi var mı diye  ayağına bakılır. Hasta ölünce yanında olanlar okuyorsa hemen kuran okumayı keser. Beyaz bir bezle çenesi ve ayak baş parmakları bağlanır.Açık ise parmak uçları ile gözleri kapatılır. Sessizce bir kişi dışarı çıkarak sakin olun onu kaybettik diyerek haber verir. Burada ani bağırma ve ağlamalar yaptırılmaz çünkü cenaze benler denir. Artık hasta ruhunu teslim etmiştir. Ölünün eli ayağı ve vücudu düz dursun diye düzeltilir. Rahat yatak dediğimiz yatağa alınır. Üzerinden çıkmayacak şekilde olan  elbiseleri çıkarılır.Hasta ölünce salah  verilerek cenaze olduğu bildirilir. Ölen kişinin üzerine şişmesin diye kayış ve bıçak konur.Eğer ölen kişi erkekse erkekler, kadın ise kadınlar başında  bekler. Ölünün olduğu odaya kesinlikle kedi sokulmaz.Uzakta ki hısım akraba veya çocuklarına haber verilir. Köyümüzde ve yöremizde ölünün çıktığı evde üzüntüden dolayı ağlanır ama bu ağlama ağıt yakma saç baş yolma elbise yırtma gibi değil sadece üzüntü şeklindedir.
Cenab-ı Allah Kur'anı Kerim'inde Al-i İmran Suresi 185 Ayetinde mealen.
HER CANLI MUTLAKA ÖLÜMÜ TADACAKTIR. buyurmuştur.













KABİRE DEFNEDERKEN
Sabah olunca kazana   su konarak ısıtılır. Cenaze  yıkama işlemini cenaze erkekse; erkek,kadın ise; kadın yapar.Eğer ölen kadın ise avucuna kına konur.Ölünün ağzına burnuna kulağına pamuk konur ayrıca kefenine çörek otu konur.Tabutun üzerine yeşil renkli üzerinde ayetler yazılı olan bir örtü örtülür. Bu arada boy ölçüsü alınarak ona göre kabir kazılır.Erkeklerin kabiri  göbek hizasına kadar, kadınların ise  göğüs hizasına kadar kazılır. Bir yandan da mezar tahtaları yapılır. Ölen kişi kadın ise tabutunun başına baş  örtüsü erkekse şapka konur. Ölünün cenaze namazını sadece erkekler kılar.  Cenaze namazı kılındıktan sonra  cenazeye gelen hem erkek hem kadınlara imam efendi "Dünya ve ahiret haklarınızı helal edermisiniz?" diye üç defa sorar.Orada hazır bulunanlar da imamın her soruşunda "Helal Olsun" derler..Tabut omuzlar üzerine alınır kabristana kadar omuzlar üzerinde getirilir .Taşıma esnasında tabut önden girilerek tutulur ve bırakılacağı zaman öneden arkaya doğru kayarak arkadan çıkılır.Kabristana varınca cenaze sahibinin çocukları veya en yakın akrabalarından bir veya iki kişi  kabre inerek  cenazeyi alarak yavaşca yerine koyar. Kefenin dışında ki bağlar çözülür ve cenazenin sağ yanı ile burnu kıbleye bakacak şekilde yerleştirilir.Daha sonra ehil kişilerce sıra ile mezar tahtaları yerleştirilir. Mezara toprak atmaya başlanır.Mezara toprak sıra ile atılır.Toprağıatarken kürek elden alınmaz yere konur yerden alınır.Kürek elden ele almak iyi sayılmaz. Cenaze sahibi cenazenin defni sırasında hakkı geçenlere ücretlerini öder.Ücret almak istemeyenlerle helalleşilir.Ölüyü  yıkamak için su kaynatılan kazan ters çevrilir ve üç gün ters olarak durdurulur. Ölü çıkarken eğer küçük çocuk varsa beşikten çözülür.Bazı köylerde tüm köy bazı köylerde ise sadece cenaze evindeki sular kirlendi diye boşaltılır.Ölünün çıktığı odada 52 gün ışık yakılır.Ölünün giydiği elbiseler üç gün sonra yıkanır ve  fakir fukaraya dağıtılır.Ölümün  yedinci günü ölünün ruhu için Kur'an ve Mevlit okutulur. Dinlemeye gelenlere şerbet, gülsuyu,ve şeker dağıtılır.Maddi durumu iyi olanlar ise bu toplantıyı yemekli yapabilirler.Vefatın kırkıncı gününe kadar ölünün çıktığı evde  akşamları Kur'an dan ayetler okunur.Ölünün ruhuna hediye edilir.Elliikinci günü o  gece ölünün etinin kemikten ayrıldığına inanilir. Kur'an ve Mevllid okunur gelenlere yemek ikram edilir camiide ise şerbet gül suyu ikram edilir.


KABİR ZİYARETİ
Ölünün çıktığı ev tarafından bir sonraki dini bayram sonrası öğle namazını müteakiben kabire gidilir. Kur'an okunur
ev helvası ve ekmek yapılarak orada toplananlara ikram edilir.Maddi durumu iyi olanlar kurban keserler ölünün hayrına dağıtırlar. Kabirler normalde istendiği zaman ziyaret edilebilir.Ama Perşembe günleri ikindi namazından sonra daha savap olduğu anlayışı hakimdir. Ramazan ve Kurban Bayramları arife günleri  İkindi namazından sonra
camiden çıkanlar ve bekleyen kadınlar KABRİSTANA giderek KUR'AN dan ayetler okunur kabristan temizlenir.


ZİYRAT
Dini bayramlarda öğle namazından sonra tüm evlerden ekmek, ev helvası ve  para gönderilir. Eğer hava yağışlı ise köy odasında iyi ise Ziyrat doruğunda Kur'an okunur. İsteyen ekmek ve helva yiyebilir. Yenmeyenler bir araya toplanır tüm köy halkının sayısına bölünür herkes birer tane alır orada olamayan varsa hısım akrabası veya komşusu alır,sonra ona verir (Bu ekmekten bir parça bereket olsun diye anbara atılır...)Buna ZİYRAT denir.



KANDİL KUTLAMALARI
İlk namaz dediğimiz MEVLÜT KANDİLİNDE ---EKİNÖZÜ (Dezgünez )köyünde
Recep ayı başlangıcı REGAIB KANDİLİ ---AŞAĞIOBA Köyünde
Şaban ayı başlangıcı MİRAÇ KANDİLİ ---YUKARIOBA Köyünde
Ramazana On beş gün kala BERAT KANDİLİ ---HALİLOBA Köyünde
Bayrama üç gün kala KADİR GECESİ ---SARAYCIK Köyünde
Akşam namazından önce toplanılır. Bütün köylerin imamları da orada hazır bulunur. Namaz sonrası yemekler yenir. Kur'an dan ayetler ve Mevlit okunur,dini sohbetler yapılır.

BAYRAM GECELERİ
Obalarda bayram geceleri bir başka güzeldir.Gündüzleri toplu halde yenen yemeklerin ardın akşamları köy odasında toplanan köyün erkekleri usta tiyatroculara taş çıkartırcasına sergiledikleri oyunlarla keyiflerine keyif katarlar.Bazen bu oyunlar günün ilk ışıklarına kadar devam ettiği olmaktadır.



Doğumdan-ölüme,beşikten-mezara Köyümüz Obaların örf adet gelenek ve görenekleri

Derleyen:Hakkı Sözen

YEMEK KÜLTÜRÜ

Yöremizin mutfağı Türk Mutfağı'ndan özelliklerinin yanında, kendine özgü farklı yemek tarzlarıyla bir kimlik oluşturmuştur.

SÜZEY KEBABI

Malzemeler :
Yarım kilogram kuzu kuşbaşı
İki patates
İki havuç
Yeşil acı biber
Kırmızı toz biber
İki baş kuru soğan
Sarımsak
Salça
Bir kaşık margarin
Sekiz adet milföy hamuru
(Kendiniz de hazırlayabilirsiniz)
Sekiz adet küçük güveç kabı ya da
Borcam kase

Hazırlanışı :
Soğanı ince ince doğrayın ve sarımsak ilave edin, hazırladığınız soğan ve sarımsağı bir kaşık margarin içinde kavurunuz.
Kavrulmakta olan karışıma kuşbaşı kuzu etini ve salçayı ilave ediniz.
Et pişmek üzereyken havucu ve biberleri ilave ederek az su ile birlikte pişmeye bırakınız.
Suyu azalıncaya kadar pişirin ve daha sonra yemeği ocaktan alınız, yemeği dengeli bir şekilde güveçlere boşaltınız.
Hamurları herbir güvecin üstüne birer tane olmak şartıyla kapatınız ve hamurların üstüne elinizle sıvı yağ sürünüz
Hazırladığınız güvecleri fırına veriniz, hamurların üstü kızarıncaya kadar fırında bekletiniz
Yeterli derecede kızardıktan sonra güveçleri fırından alabilirsiniz, güveçler ılıklaştıktan sonra servis tabağına ters çevirerek servis yapabilirsiniz


SARAYLI (FIRINDA PAÇA)

Malzemeler :
1 kilogram patates
500 gram yoğurt
3 adet yumuırta
1 su bardağı nişasta
1 baş sarımsak
1 çay bardağı sıvı yağ
Tuz, pulbiber, karabiber

Hazırlanışı :
Patatesleri rendeleyip, derin bir kaba alınız
İçine yoğurt, yumurta, nişasta, sarımsak, tuz, pulbiber, karabiber ve bir çay bardağı sıvı yağı ilave ederek hamur kıvamına kadar çırpınız.
Çırptığınız bu karışımı yağlanmış tepsiye koyup fırında, üstü kızarıncaya kadar bekletiniz.
Tepsiyi fırından çıkardıktan sonra istediğiniz şekilde servis yapabilirsiniz, arzuya göre üstüne yağ veya salçalı sos dökebilirsiniz.



EKŞİ PİLAV

Malzemeler :
Yarım kilogram bulgur
Bir tutam nane
Bir tutam maydanoz
100-150 gram taze üzüm yaprağı
2 baş soğan
1 su bardağı sıvı yağ
1 tatlı kaşığı pulbiber
1 tatlı kaşığı karabiber
1 yemek kaşğı salça
1 litre su
500 gram yoğurt

Hazırlanışı :
Bir su bardağı sıvı yağı tencere içine boşaltınız ve içinde soğanı kavurunuz.
Kavrulmakta olan yağ, soğan karışımına salça, nane, maydanoz ve üzüm yaprağını ilave ediniz.
Tencere içindeki malzemeleri karıştırdıktan sonra 1 litre su, bulgur, tuz ve biberleri de ilave edip pişiriniz.
Bu esnada ocağı söndürmeden yoğurdu çırpıp yemeğin üzerine dökünüz ve karıştırınız.
Arzu ederseniz salçalı tereyağ sosunu ilave edebilirsiniz.



GÖCE ÇORBASI (ARPA YARMASI VE AKDENE ÇORBASI)

Arpa yarması, yoğurt veya ayran asıl malzemesidir. Arpa yarması caba (toprak kap) veya tencerede iyice pişirilir, içine yağ, yoğurt (yoksa ayran) katılır. Üzerine nane de katılarak yemeye hazır çorba haline getirilmiş olur.

Arpa yarmasının yapılışı: Arpa kalburda çevrilerek temizlenir yıkanır, güneşte kurutulan arpa değirmene götürülerek bulgur gibi yardırılır.


YAYLA ÇORBASI

Pirinç, etsuyu, yumurta, limon, un ve maydanoz malzemeleri çorbada kullanılmaktadır. Et suyundan hazırlanan pirinç üzerine un, limon, yumurta terbiyesi İlave edilir. Çorbaya maydanoz da ilave edilebilir.


MIKLAMA

Yumurta ile birlikte mantar, patates, ıspanak, çökelek (kesik) peynir, pastırma, sucuk, domates, yeşil biber mıklama çeşitleridir. Yağın eritilmesiyle mıklama yapımına başlanır. Bazı çeşitlere isteğe göre soğan doğranabilir. Yumurta her çeşit mıklama da kullanılır. Yumurta kırılarak doğrudan kullanılabildiği gibi, çırpılarak una bulandırılarak malzeme ile karıştırılarak konulabilir. Ancak malzemenin Önce yağla kızartılması gerekir. Yumurta daha sonra kırılır. Kırılan yumurtalar isteğe göre az veya çok pişirilir. Bazen pişme tamamlandıktan sonra yumurtaların haşlanması için kızartılmış yağ mıklama üzerine dökülür.


KEŞKEK

Düğünlerin, mevlitlerin vazgeçilmezidir keşkek. Keşkekten yapılan çorbayı tanımadan önce kısaca keşkeğin nasıl yapıl­dığına bakalım. Temizlenmiş buğday taş dibeklerde tokmaklarla dövülür. Kabuğu soyulan buğday keşkek olmuştur. Çömleğe (caba) su konarak keşkek kaynatılır. Suyu süzülmeden aynı suyun içinde bir gece bekletilir.  Keşkek bu su içinde iyice şişmiştir.  Caba veya tencere içinde kaynayan süt içine akşamdan hazırlanan keşkek konur ve pişene kadar karıştırılarak kaynatılır. Tuz ve karabiber ilave edilerek servise hazır hale getirilir. Keşkek çorbası Boyalı  çevresi köylerinde ve Kastamonu’nun değişik ilçelerinde  daha farklı yöntemlerle pişirilmektedir. Keşkeğin içine et, soğan gibi değişik malzemeler konularak çorba zenginleştirilir.


DOĞUM GELENEKLERİ...

DOGUM ÖNCESİ:Yöremizde doğum üzerine bazısı batıl, bazısı doğru olarak uygulanan birçok inanç vardır.Hayata başlangıç eve neşe veren doğum ve çocuk hem anne ve baba hem de ebeveynler tarafından dört gözle beklenir.Doğum öncesi yöremizde hamile kadınların.yapması veya yapmaması gereken gelenek görenek ve inançlar şu şekilde yapılır ve uygulanır.Köyümüzde ve yöremizde hemen,hemen nerede ise iki kuşak aynı evi paylaşır.Hem gelin ve evin oğlu hem de ebeveynler.Bu böyle olunca da hamile olan gelin veya kadın hem de kaynana doğum sırasında çok dikkat ederler.Diğer zamanlarda geline veya hamile kadına fazla yardım edilmez iken hamile geline hem kaynana hem de köyün diğer kadın ve kızları yardım ederler.Ağır yük taşıtılmaz. Su getirirken yardım edilir  çocuk düşer zayi olur veyasakat olur diye tüm köylü kadınları elinden gelen her türlü yardımı yaparlarHatta sık,sık ziyaret ederler. Bir yardıma ihtiyacın varsa yardım edelim derler.

1. Başta yakın komşular yaptıkları ekmek veya yemekten hamile kadına da getirir ki aşerer diye.

2. Hamile kadına et veya ciğer temizletilmez veya el sürdürülmez doğacak çocukta (GÜL) denen kırmızı benekler oluşur diye.

3.  Yine hamile kadına haram yememesi öğütlenir ki doğacak çocuğun hırsız olacağına inanılır.

4. Hamile kadına yaramaz huysuz çocukları danamaması (eleştirmemesi) öğütlenir ki  bu da doğacak çocuğun ona benzeyeceği düşünüldüğü içindir.Bunun üzerine hatta bir söz bile vardır halk arasında ; "İyiyi dana gelmez kapıya kötüyü dana kalmaz akşama"

5. Hamile kadına tavşan eti de yedirilmez ve gösterilmez buda yerse dudağı tavşan gibi yirik olur bakarsa kulakları tavşan kulağına benzer veya gözü kırmızı olur denir.

6. Hamile kadın hamile iken acayip hayvanlara baktırılmaz hemen ikaz edilir.Yılan gördüğü zaman kirlendi diye yıkanması tavsiye edilir. Doğum öncesi tüm köylünün yardım ettiği hamile kadın hem doğum sırasında hemde doğumdan sonra yardım edilir bilmediği konularda tavsiyelerde bulunulur.

   DOĞUM SIRASINDA:

   Köylerde doğumları genellikle birbirinden görerek ustalaşan pratik ebeler tarafından yaptırılır.Bazı hamile kadınlar da daha önceden güvendiği yakın köy ebelerinin de gelmesini tavsiye ederler.Doğan bebek hemen
göbeği kesilerek yıkanır ve beyaz bez veya zıbına sarılır.Eğer doğan bebek erkek ise çocuğun dedesi veya babasına müjde verilir ve bebektekendilerine gösterilir.  Eğer kız ise fazla sevinilmez. Birde erkek çoçuğu olan  babaya helva aldırırlar.  Lohusa evine  köy kadınları rahatlıkla girip çıkar ve   geçmiş olsun temennileri ile
Allahtan analı babalı büyütülmesi dilenir. Doğum yapan kadına bebeğe bakma ve yetiştirme konusunda bilgi verirler.Bebeğin göbeği dinine bağlı olması istenirse   cami duvarına ,okuyup yüksek mertebelere erişmesi istenirse okul duvarına , serseri,yaramaz ve  haylaz olması istenmezse de   ahıra atılır.Doğan bebek tuz ile tuzlanır ki buda çocuk teni büyüyünce kokmasın diye hatta yaşı ilerleyen çocuğun ayak ve koltuk altı kokarsa ona seni tuzlamamışlar mı veya tuza mı acımışlar? denir.

DOĞUM SONRASI:

   Doğumdan sonra  durumu iyi olanlar yemek verir veya mevlit okutur veya kadınlar arasında toplanılır yemek yenir.Hayırlı olsuna gelenlerekırmızı şekerden yapılan şerbet ikram edilir.Bebek doğduktan üç gün 
veya bir hafta sonra aile ve yakın çevre hısım akraba toplanır. Çocuğun babası veya sesi güzel akrabadan biri sağ kulağına ezan sol kulağına kametgetirerek üç defa ya sabi senin adı …… der. genellikle ilk doğum yapan yeni  gelinin bebeği erkek olursa oğlanın babasının adı, kız ise oğlanın annesinin adı verilir.Bebeğin bezi kırkı çıkana kadar dışarı asılmaz.Yine aynı günlerde doğum yapan kadınlar birbirini görmemeye özen gösterir. Yine yeni evlenen gelin  ile yeni doğum yapan kadın bir birini görmemeye özen gösterir ki buda kırkı basar denir.Yeni doğum yapan kadın kırkı çıkana kadar cenazeye gitmez..Yeni doğum yapan kadın doğumun yirminci gününde yarı kırkı çıksın diye hem kendi yıkanır hem de bebeği  yıkar.Kırkıncı günü ise kırkı çıksın diye çeşmeden  yeni getirilen temiz su ile yıkanır. Bu sudan kaşık ile kırk  kaşık su alınır ve içine altın yüzük ve buna benzer şeyler atılır. O su ile önce bebek yıkanır. Köyümüzde genellikle erkek çocuklara dedesi kız çocuklarına da babaannesi bakar. Babanın bakması hoş karşılanmaz. (Hatta erkek eşek sıpası ile gezmez diye alay edilir.) Eskiden hemen herkes ebesinin kim olduğunu bilir ve bayramda ebe annenin elide öpülürdü.
1970 li yıllarda köyümüze  kadrolu ebe verilmiş,gebelik ve doğum bu konuda uzman olan ebe tarafından güvenli bir şekilde kontrol altına alınmıştır. Böylece hayatımızın vazgeçilmezi olan bebek ve çocuklarımız sağlıklı bir şekilde vatanına hizmet etmek için yetiştirilmektedir... 
   Halen köyümüzde kadrolu ebe bulunmamakta ancak ihtiyaç olduğunda Araç İlçesinden sağlık hizmeti alınmaktadır.                  


                      BEBEK VE ÇOÇUK BAKIMI VE BESLENMESİ:

Genelde bebekler anne sütü ile beslenir ve 3 veya 4 yaşına kadar emzirilir.Bunun yanı sıra nişasta ve şeker karışımı bulamaç yine biberonla verilen pirinç unu ve nişasta şeker karışımı mama yapılır .Genelde aynı zamanlarda doğum yapan kadınlar birbirinin çocuklarını emzirmez ama zaruret zorunda emzirilirse bu çocuklar birbiri ile kardeş sayılır ve eğer erkek ve kız ise birbiri ile evlendirilmez.Birde beyaz tülbentin içine lokum koyarak bebeğe  sorak  denen emzik verilir .Çocuklar tahta beşikte yatırılır. Altına işediği zaman çeksin diye ısıtılan toprak konur. Bunun için yazdan kuru toprak alınır ve elenerek taş ve topaktan ayrılır kışa hazır edilir. Yine çocuk tarlaya bağa bahçeye  beşikle getirilir. Beşik genellikle ağaca asılır veya iple pratik salıncak yapılır. Bu beşik ve salıncakları yerde bulunan  yılan böcek ve haşerat bebeği  sokmasın diye ağaca asarlar. Birde beşiğe küçük şişe içinde su konur ve kırkı çıkana kadar bebeğe su verilmez. Çünkü meleklerin o su ile sulayacağına inanılır.Bu da batıl inanışlardan biridir.
                                         
     SÜNNET GELENEKLERİ

   Sünnet  çocuğun  çocukluktan çıkıp adam olma yolunda ilk adım olarak değerlendirilir. Köyümüzde ve yöremizde  sünnet  genellikle 3-5-7-9 gibi tek yaşlarda yapılır.
Sünnet mevsimi de  okulların tatil olması ve gün dönümü dediğimiz 21 HAZİRAN     tarihinden sonradır.Çünkü gün dönümünden sonra otlar  kuruduğu için yaranın da çabuk iyi olacağına inanılır.

   Sünnetler genelde at ile gezen elinde körüklü çantası olan fenni ve pratik sünnetçiler tarafından ekseri köy odalarında aynı gün toplu olarak yapılır. Köye sünnetçinin geldiğini duyan anne veya baba çocuğun haberi olmadan sünnetci ile konuşur. Çocuğa sünnet olacağını belli etmez. Eline yumurta veya para vererek odada şekerci varmış git şeker al diye bahanelerle odaya gönderilir.Köyümüzde Yöremizde ve Kastamonu'da kirve olayı yoktur. Bu yüzdende çocuk genellikle ailenin kararlaştırdığı birinin kucağında sünnet olur .Bu kişi ailenin yakın akrabası veya komşusu olabilir.Yalnız bu kişinin deneyimli ve çocuk psikolojisinden anlayan ne yapacağını bilen birisi olmasıönemlidir.Çocuğun sünnetten evvel psikolojik olarak sünnete hazırlamasını sağlarlar.
Çocuk sünnet olduktan sonrada ağzına genellikle ağlamasın diye  lokum veya akide şekeri verilir. Sünnet olan çocuk anne veya babasına teslim edilir .Sünnet işlemi sıra ile  yürütülür. Sünnet olan çocuğa kolu komşu gelerek geçmiş olsun dileklerinde bulunur. Artık adam oldun her yere sen gideceksin hiç bir şeyden korkmayacaksın gibi moral ve cesaret verilir. Ağlayan çocuğa ise sen artık adam oldun erkek adam ağlar mı? diyerek ona manevi destek verilir.Çam sakızı çoban armağanı nisbetinde hediyeler getirilir.Çocuk sünnet olduktan sonra yara iyi olana kadar Pantolon,don ve külot giymez etek gibi rahat ve bol kıyafetler giydirilir.Yaranın çabuk iyi olması içinde ılık su ile pansuman yapılır ve ılık su dolu leğene oturtularak yaranın biran önce iyileşmesi sağlanır.Maddi durumu iyi olanlar   mevlit okutup köylüye  yemek verir.

   Günümüzdeki çocuklar daha şanslı.Bugün bu gelenekler artık bir hayal oldu.Şimdi ki çocuklar tam teşekküllü hastane veya sağlık merkezlerinde steril koşullarda sünnet olmakta boynuna maşallah yazılı bir şerit, başına sipersiz bir şapka giyip araba ile köy veya şehir turu yapılmaktadır.
    Oldu da bitti MAŞALLAH…

ASKER GELENEKLERİ

   ASKERE GİRMEDEN:

   Askerlik celbini almış genç artık askere gitmeye hazırdır. Asker ocağına   teslim olmasına sayılı günleri kalmıştır.Bu yüzden çok hızlı hareket etmesi gerekir.Genç köyde veya yakın köylerde bulunan akrabaları ziyaret eder  ve büyüklerin ellerini öperek helalleşir. Evden çıkamayacak kadar yaşlı veya hasta olan kolu komşuda tek tek ziyaret edilir ve elleri öpülerek helalleşilir.
   Genç askere gitmeden bir gün önce Hısım ,akraba kolu komşu asker evinde toplanır. Bu toplantıda hem erkekler hem de kadınlar hazır bulunur.Burada askerliklerini yapanlar ballandıra ballandıra askerlik anılarını anlatırlar. Böylece askere gidecek olan gençtede askerlik hakkında fikir oluşmuş olur. Gencin beline para konulması için bir gizli kuşak dikilir ve  toplantıya gelen kolu komşu ve akrabalar kuşağa harçlık adı altında para koyarlar. Daha önceki yıllarda bu kuşağın içine ishale iyi gelen karışımlarda konurmuş.


Askere gidecek genç sabah kalkar hısım akraba kolu komşu ile helalleşir.Başka askere giden genç varsa onlarda hep birlikte köy meydanında toplanırlar. Köyün imamı  dua eder. Duaya herkes hep birlikte amin der. Gençler birliklerine teslim olmak üzere yola koyulurlar.Evlerinden çıkan asker adaylarının ardından su dökülür.Bu suyun iki anlamı vardır. Birincisi;  bu su kurumadan askerliğini çabukça yapıp gelsin, ikincisi ise; bu suyun aktığı gibi günlerin de  kolayca aksın anlamındadır.

   Askere giden gence önceleri kına yakılma adeti varken günümüzde bu adet neredeyse yok denecek kadar azalmıştır.

   ASKERDE İKEN

   Genç askeri birliğine teslim olur olmaz ilk önce hemen teslim olduğunu sağ salim birliğine vardığını askere giderken yoldaki zorlukları veya süpriz gelişmeleri abarta abarta ailesine anlatır. Genellikle asker mektuplarında kestane kebap acele cevap yazarken.Askere  cevaben yazılan mektuplarda ise Türk gencine veya Türk gencine takdimdir gibi askere moral veren hitaplar kullanılır.

   Genç askere gitmeden önce arpa,buğday gibi mahsul ekmiş ve  anne- babası yaşlı ise komşu imece yoluyla önce askere giden gencin ekinini biçer ve  harmana getirerek hasat eder..Askere de buraları merak etme, kolu komşu bir olup hasadı yaptık, sen anneni ve babanı düşünme, sen askerde iken onlara burada senin yokluğunu belli bile etmeyeceği. Sen askerliğini sağ salim yap. Diye teselli edilerek moral verilir.
   Eğer gencin anne ve babası kışlık yakacağını temin edemeyecek kadar  düşkünse kışlık yakacak  olarak kolu komşu  birer ikişer yük odunu keserek asker gencin evinin önüne yıkıverirler.
   Bunların dışında askerin ailesinin diğer ihtiyaçları da köylüler tarafından makul ölçülerde görülür.


KINA YAKMA:

Çarşamba günü akşam oğlan evinden kadınlar giderek kız evinde kına yakarlar. Kınayı  gelinin bir eline bir kız diğer eline ise yeni evlenmiş bir gelin yakar. (Bu gelin eşinden ayrılmamış,eşi ölmemiş veya geldiği evde huzursuzluk olmayan bir gelin olmalıdır. ) Kınayı yakarken genelde hem gelin hem de gelinin annesi ağlar tabii ki düğün hasat sonu olduğundan kızın annesi şöyle ağlar
"Ah Kızım Deneler Ettin Bulgurlar Ettin Yemeden Gittin "

Genç kızlar ve gelinler de ardından şu türküyü söylerler;

Kınamı Yoğurdular Hamur Ettiler Anam
Gözlerimin Yaşını Yağmur Ettiler Annem
Ağlama Canım Anam
Ben Gelin Oldum Gelin

Şu Üç Günün İçinde Elin Ben Ellin Oldum Elin
Ben Senden Ayrılmazdım
Eller Ayırdı Anam
Senin Bu Yokluğuna Nasıl Dayanam Anam

Gelinin yüzü kırmızı bir tülbentle örtülüdür. Kaynana çağrılır, gelin elini açmıyor denir. Kaynanada gelinin avucunun  ortasına para veya altın ve avucunun ortasına sadece altını kapatacak kadar kına konur. Bu işlemi  oğlan tarafı yapar,ardından

Kınayı Getir Annem
Parmağı Batır Annem
Bu Gece Misafirim
Koynunda Yatır Annem

Çayır Önü Çeperler
Çepere Su Serperler

Uzak Yoldan Geleni
Terli Terli Öperler

Sivik Ucu Kuş Burnu
Oldum Yarin Düş Günü
Baş Açık Yalın Ayak
Yola Düştüm Kış Günü

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı  memlekete kız vermesinler

gibi türküler söylenir hem gelini hem annesini ağlatılır zaten amaçta budur.Ardından dualar okunur.

Allahım Kınası Kutlu Olsun
Allahım Yuvası Mutlu Olsun
Allahım Boy Boy Çoçukları Olsun

gibi devam eder.Böylece kına merasimi de son bulup oğlan tarafı köyüne döner.Damada da sadece serçe parmağına kına yakılır. Artık sadece Düğün ve Samet merasimi kalmıştır.


ELBİSE ALIMI(URBA):

Kızın annesi babası var ise kız kardeşi amcası, dayısı oğlanın babası, annesi ,dayısı .amcası gibi yakınları bir araya gelerek her şeyin daha kolay bulanabilmesi için büyük bir mağazaya giderler. Gelin için günlük ve düğün için elbise, damada damatlık, yakın akraba için damat ve gelin üzerindeki hak ve iyilikleri olduğu düşünülenlere  mintan, çorap, havlu, mendil, ayakkabı gibi  hediyeler alınır buna Urba  veya Urba görmek denir...



NİKAH:

Hemen, hemen kız ile oğlanın birbirlerine en yakın olduğu andır. Hem imam nikahı hem resmi nikah işlemleri yapılır.Bu işlemden sonra resmen evli sayılırlar.Kimse artık bu iki genci yan yana gelmesini hor görmez .Hatta kız tarafı yakınları bile bu işi hoş görü ile karşılar.Nikahtan sonra oğlan tarafı kız tarafına Ramazan Bayramında bayramlık , Kurban Bayramında ise kına yakılmış koç gönderir. Bu işlem ta ki düğün olana kadar kaç bayram geçerse aynen uygulanır. Ayrıca her iki tarafta düğünü uzatmak  istemez .Çünkü fazla uzadığında çevrede  dedikodular olabileceği ve iki taraf arasında olumsuz durum hasıl olabileceği düşünülür.Onun  için düğün fazla uzatılmaz ancak sadece yaz aylarına rastlayan  zamanlarda düğün  her iki taraf rızası ile hasat sonuna bırakılır...



DÜĞÜNE DAVET VE ÇEYİZ SERME:

Köyümüzde ve yöremizde düğünler ekseriyetle  hasat sonuna bırakılır. Yani Eylül,Ekim, Kasım aylarına.
Düğünler ya Pazartesi günü başlayıp Cuma günü Cuma namazından sonra biter veya Perşembe günü başlayıp pazartesi günü öğle namazından sonra sona erer . Düğün başlamadan evvel hem kız hem oğlan evinden okuyucu (Düğüne davet eden kimse) çıkarılır.Okuyucu  akşama kadar   tüm köyü dolaşarak tek tek her  hanenin kapı tokmağına vurarak pençereye çıkan hane sahibine "DÜĞÜNÜMÜZ VAR DÜĞÜNE BUYRUN"  der. Pencereye çıkmayanların kapısına elindeki sopa ile bir kaç kez vurur. Pencereye çıkmayanları düğün sahibine bildirir.
Okuyucu davet ettiği hane sahibine ekmek ve içinde akide veya lokum bulunan paketi verir .Hane sahibi de okuyucuya Ceviz,Elma,Armut,Ayva gibi yiyecekler verir .Bu hediyeler okuyucunun olur.Böylece hem Kız hem Oğlan evinde düğün başlamış olur.
Kız evi bir tepsi Baklava yaparak oğlan evine gönderir. Oğlan evi de  bir sepet hazırlayarak önce kendi davetlileri ile kız evine bu sepeti ve kınayı  gönderir. Buna sadece kadınlar ve genç kızlar gider.Bu sırada kız tarafı çeyizini bir ipe sererek gelen davetlilere gösterir.Buna çeyiz serme denir.
DÜĞÜN

Gelin almada denen bu merasime, gidilecek yerin uzaklığına göre hareket edilir.Eskiden araç veya otomobil olmadığından at'lar ile gidilirdi. Herkes bir ata binerdi.Daha sonraları kasası açık kamyon veya traktör römorkunda bu işlemler devam etti. Son zamanlarda minibüs, otobüs veya taksiler ile devam etmektedir. Önceden belirtilen  saatte herkes atı ile oğlan evinin önünde veya köy meydanında  toplanılır. SEĞMEN BAŞININ bayrağı kaldırıp hareket etmesi ile yola çıkılır. Yolda kimse seğmen başını geçmez.Eğer gidilecek yer yakın  ise yine seğmen
başı önde bayrak elinde yaya olarak gidilir. Düğün alayı veya (HAKCI) diye tabir ettiğimiz gurubu kız tarafının
yakınları veya köylüleri köyün girişinde karşılar.Saygıdan dolayı atlardan inilir karşılama ekibi hakcı veya düğün alayını konaklayacağı yere kadar refakat eder. Seğmen başı en önde gider ama seğmen başında silah olmaz temsilen bir kazık alır omzuna arkada silahlı seğmenler gelir. Kız evine gelince kız evi 3 defa seğmenler eşliginde dolaşılır. Bu arada seğmen başı mani söyler. Kız evinin önüne kendini atar, bayılmış gibi yapar ve bahşişini alınca kalkar.Eger hava yağışlı ise köy odasında hava güzel ise harman bahçe veya çayırlık bir yerde konaklanır. En başa seğmen başı  hemen yanına damat,onun yanına da damadın sağdıcı  oturur. Sağdıç damadı kesinlikle yalnız bırakmaz, damat nereye giderse sağdıç oraya gider. Gelen düğün alayı konaklayınca köyün ileri gelenleri hoş geldiniz diyerek esenleme yapılır.Kız tarafının görevlendirdiği bir kişi  gelir seğmen başı ile tanışır. Herhangi bir emriniz isteğiniz var mı diye sorar. Seğmen başının yanında  düğün bitene kadar bekler. Aradaki anlaşmazlığı veya gerginliğe  anında müdahale edilerek çözülür.Eğer iki taraf  adet gelenek göreneklerde anlaşılırsa düğün bir festival, bayram havasında ve coşku içinde geçe ki yıllarca konuşulan bir düğün olur.Her iki tarafın gençleri güreş eder, at koşturur, sesi güzel olanlar  türkü ve gazel  söylerler. Davul, zurna ve köçek ekibi düğüne ayrı bir hava katar,sonra yarışlar başlar;

Önce kız yakını bir genç orta büyüklükte bir taş getirir ve damadın önüne  koyar ve Enişte bu taş kaç yaşında? der.Seğmen başı bilemedik der ve taşı satın aldık diyerek gence bahşişini verir. Taş orada kalır. Yine kız tara-fından bir genç küçük çıkı içinde bir çıkı getirir damada verir. Enişte bunun içinde ne var? der. Düğün alayındaki tecrübeli kişiler eğer bilirse bilir, bilen çıkmaz ise gencin bahşişi verilir. Artık gençlerin ve herkesin merakla beklediği an olan üç çatala bağlı yumurtayı kız tarafından bir genç getirir.Damadın önüne koyar, bahşişini alır.Eğer düğünoğlan tarafının istediği gibi gitmiyor ve  düğünde gerginlik varsa veya yumurtanın  konduğu yer tehlike doğuru-yorsa yumurtaya ateş edilmez. Çatalın ayağı kırılır yumurta da daha önce satın alınan taşa vurularak kırılır.Eğer böyle bir durum yoksa yumurtayı getiren genç yumurtayı müsait bir yere diktikten sonra  önce yumurtaya bir el seğmen başı ateş eder ve kenara çekilir. Ardından oğlan tarafının gençleri yumurtayı kırana kadar ateş ederler. Bu atışlar mutlaka av tüfeği ile yapılır. Yumurta bazen seğmen başının ilk attığı atışla kırıldığı gibi bazen de 100 veya daha fazla  atışla bile kırıldığı zor kırıldığı olur.Yumurta kırma işlemi bittikten sonra  sonra yemekler gelir .Kız tarafı sadece yemekleri getirir. Oğlan tarafına ikram eder sıra ile her tablalara dağıtılır. Yemekte genellikle çorba,sulu yemek, et, pilav,yaprak sarma, dolma,ayran ve tatlı olur. Yemekten sonra çay içme faslına geçildiğinde damat,sağdıcı ,oğlanın annesi  ve babası ile  yakın bir- iki arkadaşı  kız evine gider.Gelinin  tecrülbeli kişilerce saçı yapılarak, hazırlanır ve içeridekiler gelin çıkmıyor derler.Kaynana bahşiş verir. Ardından kızın babası kızının beline kırmızı şerit şeklindeki  kuşağı  bağlar.
Burada da; Kuşak yetişmiyor denerek  damadın babasından bahşiş alınır.Gelini merdivenin sonuna kadar
kızın oğlan kardeşleri veya abileri getirir.Bu sırada gelinin başından tatlılılğı simgeleyen şeker,bolluk ve bereketi simgeleyen arpa boşaltılır. Gelin bu sırada anne ve babasının  elini öper ve kardeşleri ile de vedalaşır.Gelinin çeyizlerini almaya sıra geldiğinde ise oğlan kardeşlerinden biri sandığa oturarak   yine damat tarafından bahşiş alır.Bu işlemler yapılırken sağdıç damadı bir an bile yalnız bırakmaz çünkü damadı ya bir odaya veya dama türlü bahanelerle kapatıp  bahşiş almaya kalkacak uyanıklar çoktur ve  damada da her zaman  saf gözü ile bakılır. Bu duruma düşmemek çok çaba harcanır. Atık başında kırmızı duvağı ile gelin ata binmiştir. Sandığı ve diğer çeyizleri at veya katır veya arabalara  yüklenir. Artık dönüşe geçilmeye başlanır. Taraflar eğer birbirleri ile kucaklaşıarak vedalaşılır. Kız tarafı damat tarafına ait konvoya köyün çıkışına kadar refakat eder.Eğer düğün esnasında bir gerginlik yaşandı veya aç kalanlar olduysa erkek tarafı  vedalaşmadan  ayrılır ve  ya bir tabağı havaya atarak tabağa ateş ederler  ya da kız tarafının evinin bacasına tüfekle ateş ederler.Genelde düğünler yakın çevreden yapıldığından bu tür olaylar fazla yaşanmaz ama uzak köylerde yaşandığı anlatılır  hatta ; At üzerinden inmeden gelini alıp geldik gibi konuşmalara şahit olunmuştur. Düğünün dönüşü de gidişi gibi eğlenceli olur.

Seğmen başı başta olmak üzere damat ve gelin ile gelin alayı köylerine dönerler. Gelin kapının önüne geldiğinde attan inerken toprağa bastırılmaz. Oğlanın kız kardeşi veya ablası merdivene kadar sırtında getirir.Burada gelinin bir eline Kuran'ı Kerim diğer eline de ibrik verilir.Gelin Kuran'ı Kerimi tutarken ibrikteki suyu azar azar dökerek merdivenlerden yukarı çıkar.Kaynana da bu arada para,arpa,buğday,leblebi,üzüm,şeker olan karışımı gelinin başının  üzerinden döker. Gelin odasına varınca yanına refakatçi olarak bir veya iki kadın kalır.Gelinin yatağında üresin çoğalsın diye erkek çocuk yuvarlanır. Diğerleri öteki odalarda otururlar veya evlerine dönerler. Yatsı namazından sonra köyün imamı,damadın arkadaşları ve damat



Şol cennetin ırmakları
Akar Allah deyu deyu
Çıkmış İslam bülbülleri
Öter Allah deyu deyu

Salınır tuba dalları
Kur'an okur hem dilleri
Cennet bağının gülleri
Kokar Allah deyu deyu

Ol Allah'ın melekleri
Daim tesbihte dilleri
Cennet bağı çiçekleri
Kokar Allah deyu deyu

Aydan aydındır yüzleri
Şekerden tatlı sözleri
Cennette huri kızları
Gezer Allah deyu deyu

Kimler yeyip kimler içer
Hep melekler rahmet saçar
İdris nebi hulle biçer
Subhan Allah deyu deyu

Yunus Emre var yarına
Koma bu günü yarına
Yarın Allah divanına
Varam Allah deyu deyu



İlahisini okuyarak hep birlikte gelin odasının önüne gelinir. Hoca efendi dua eder ve damadın sırtını sıvazlar. Bu sırada damat çok hızlı ve seri hareket ederek gelinin odasına dalmalıdır yoksa damadın arkadaşları damada yumruk vurup, ardından yumurta soğan veya  un atarlar .Damat bu durumdan krutulup odaya girdiği andan itibaren artık gelin ile yalnız kalmıştır. Damat  içeri girince geline hanemize hoş geldin der. Gelin konuşmaz damatta geline para verir veya altın takı gibi hediyeler verir.Gelin getirdiği baklavadan önce damada ikram eder yarısını yer diğer yarısını geline ikram eder.  Gelin gelirken pişmiş tavuk  da getirmiştir. Beraber yemeklerini yerler ve şükür namazı kılarak  gerdeğe girerler.


DUVAK (SAMET)

Cuma sabahı halk tarafından samet denen duvak günüdür. Gelinin kızlık belirtisi olan çarşaf kızın babası ve annesine gitmiştir.Kız tarafından olan kadınlar oğlan köyüne ve oğlanın evine giderler. Gelinin yüzü kapalıdır. Gelinin sağdıcı gelinin yanına oturur. Herkes gelince gelinin yüzü açılır. Gelin  gelenlerin elini öper.Gelin sağdıcı ile oyuna kaldırılır.Türküler söylenir,oyunlar oynanır.Bu işlem yeni damadın cuma namazından çıkıp eve gelmesi ile son bulur.Damat Samet yerinden gelinin kolundan tutar ve eve getirir. Bu arada oğlanın annesi (kaynana)şeker,arpa,buğday,para atar bunlardan gelinde toplar. Paramız artsın diye; Parayı keseye koyar, ambarımız bereketli olsun diye arpa veya buğdayı ambara atarl, aramız tatlı olsun diye de şekeri kaynanaya verir.